Monday, January 2, 2012

PITBULL: Felipe Melo de Carvalho

B_11770_b

 

Galatasaray taraftarı, bir süredir hasretle beklediği oyuncu profilini Felipe Melo ile görüyor sahada. Brezilyalı, “taraftarın bana verdiği destekle maç içinde tekmeye kafa atasım, çimi ısırasım, yiyesim geliyor” diyor. Bizim de O’nu görünce sahaya giresimiz, O’nunla birlikte mücadele edesimiz geliyor. Gönlünüz rahat olsun, pitbull geldi!

Yaz mevsiminde Galatasaray’a katılan Felipe Melo, henüz ilk açıklamasıyla taraftarlarımız arasında heyecan yaratmıştı: “Sonuna kadar koşarım, mücadele ederim, rakibi ısırırım. Bana pitbull diyebilirsiniz, pitbull geldi.” Brezilyalı oyuncu, Türkiye’deki kısa kariyerinde kendisinden beklentileri karşılayabileceğini gösterdi. Felipe Melo ile bir hafta sonu, sabah idmanından önce bir araya geldik. Bir Eylül sabahı için hava oldukça sıcaktı. Melo’nun samimiyeti ise söyleşimizin keyifli geçmesini sağladı. Biz sorduk, o cevapladı, yeri geldi, o sordu, konuyu açtı, sohbetimiz daha da leziz bir hâl aldı.

İşte, Felipe Melo ve O’nun Volta Redonda’da başlayan, İstanbul’a uzanan öyküsü…

(Röportaj: Eray SÖZEN  | Galatasaray Dergisi, Ekim 2011, Sayı: 105)

Felipe Melo’nun Brezilya’daki futbol kariyeri oldukça hızlı gelişmişti. Ülkenin en köklü futbol kulüplerinden Flamengo’nun oyuncusuydu. Ve her maçta büyük bir taraftar topluluğunun önüne çıkıyordu. Melo, Brezilya’da tanınmasını sağlayan maçı da Flamengo formasıyla yapmıştı. Internacional karşısında takımına galibiyeti getiren golü atan genç oyuncu, ülkesindeki en mutlu anı yaşıyordu. Artık ismini herkes biliyordu. Felipe Melo, daha sonra Vanderlei Luxemburgo’nun Cruzeirosu’nda şampiyonluk sevinci yaşadı. Takip eden sezonda ise Gremio ile bir alt lige düşmenin üzüntüsünü. Henüz 20 yaşındaydı ve futbolun gerçekleriyle karşılaşmıştı. Daha fazlasını yaşamak istiyordu Felipe. Avrupa’da oynama fırsatı geçmişti eline. Çok gençti. Ama kendisine gelen teklifi geri çevirmeyecekti.

Brezilyalı bir futbolcu için oldukça erken bir yaşta kıta değiştiriyordu Felipe Melo. Bunun sakıncıları olabileceğini düşünmüş müydü acaba ya da yıllar sonra baktığında hem sosyal, hem de futbol anlamında ne gibi etkileri olmuştu bu kararının? “Ben futbol hayatımda birçok şeyi erken yaşadım” diyor Brezilyalı oyuncu. “Flamengo’ya çok erken, dokuz yaşında gelmiştim. Orada da bir ayrılık vardı. Daha sonra Avrupa’ya gidişim de erken oldu. Ama bunların tamamı olumlu gelişmelerdi benim için. Hayatı daha çabuk öğrendim, yabancı ülkelerin lisanlarını konuşmaya başladım. O yüzden olumsuz anlamda hiç etkilenmedim.” Felipe Melo’nun Avrupa’daki ilk durağı İspanya olmuştu. Önce Mallorca, ardından Racing Santander için oynadı. Asıl yükselişi ise Almeria’da yaşadı.

Almeria’daki tek sezonunda, 2007-08, genç teknik adam Unai Emery ile yıldızlaşan Melo, kariyerinin devam eden bölümündeki performans çizgisini sürekli olarak yukarı çıkardı.

Çok fazla takım değiştirmişti Felipe Melo de Carvalho. Ancak önüne hep bir fırsat çıkmıştı. Kendisine soruyoruz bu durumu. “Almeria’da çok güzel günlerim geçti, iyi maçlar çıkardım, en sonunda kulüp için oldukça iyi bir teklif getirdim. Almeria gibi bir kulübün reddedemeyeceği, hayal edemeyeceği bir teklifti. Fiorentina, kulübe rüya gibi şartlar sunmuştu. Her üç taraf için de çok olumlu bir transfer oldu. Ve ben de Fiorentina’ya geçtim. Fiorentina’nın kalbimde ayrı bir yeri vardır. Orada da iyi oynadıktan sonra, çok önemli bir miktarla, 25 milyon avroluk bonservis karşılığında Juventus’a gittim” diyor Melo. Ve ekliyor: “Şimdi Galatasaray’dayım. Bu da benim için iyi bir fırsat.”

“ARSENAL VE REAL MADRİD’DEN TEKLİF ALDIM”
Felipe Melo, saygı duyulacak bir kariyere sahip. Son birkaç yıldaki profilinde Fiorentina, Juventus, Brezilya Milli Takımı gibi takımlar, yüksek bonservis bedelleri, ödüller var. “Peki” diyoruz, “Avrupa’da daha kaliteli bir lige, mücadeleye gidebilirdin. Galatasaray’ı diğerlerinden ayrı kılan neydi?” Ayrıca yaz mevsiminde başka teklifler alıp almadığını merak ediyoruz. “Kariyerim boyunca hem Avrupa’da, hem Brezilya’da çok büyük kulüpler için oynadım. Hâlâ en büyük hayalim olan Brezilya Milli Takımı’nın formasını giydim” sözleriyle başlıyor cevap konuşmasına. Ve devam ediyor…

“Yaz mevsiminde Arsenal ve Real Madrid gibi önemli takımlardan transfer teklifleri aldım. Arsenal’e, Real Madrid’e de gidebilirdim. Ancak bir futbolcu için önemli olan kendisinin özel hissettirilmesidir. Galatasaray Yönetimi ve transferimi gerçekleştirebilmek adına çaba gösteren kişiler tarafından bu bana hissettirildi. Beni buraya getiren en ayırt edici faktör, yöneticilerimizin bana gösterdikleri değer ve destekti. Kendimi önemli biri gibi hissetmemi sağladılar. Kariyerimdeki hiçbir transferde, bunun içine Juventus’u dâhil edebiliriz, böyle bir ilgi görmemiştim. Ben de bu güveni boşa çıkarmamak, gösterilen değerin karşılığını verebilmek adına Galatasaray’ı seçtim. Onları pişman etmemek için çok çalışacağım.”

FATİH TERİM İLE TELEFON GÖRÜŞMESİ
Felipe Melo’nun transferindeki prosedür oldukça hızlı gelişmişti. Galatasaray orta sahası için aranan kan olduğu açıktı. Ve transfer öncesinde Fatih Terim ile bir telefon görüşmesi yapmıştı. Brezilyalı, bir an önce futbol oynamak istiyordu belli ki. Galatasaray, o günlerde Almanya’da kamp yapıyordu. Ancak sona kısa bir süre kalmıştı. Almanya’daki gazeteciler de Melo’nun İstanbul’da çalışmalara katılmasını bekliyordu. Öyle olmadı. Bitime yalnızca iki gün kalmasına karşın Almanya’daki kampa gelmek istedi Melo. Galatasaray Yönetimi ve Fatih Terim tarafından hissedilen güveni boşa çıkarmak istemiyordu.

“Taffarel ve Elano’nun yanı sıra transferim öncesinde Fatih Terim ile yaptığım telefon görüşmesinin Galatasaray’a gelmemde büyük etkisi oldu. Sözleşmeye imza atmadan bir gün evvel gerçekleşen bu fikir alışverişinin ardından kendime güvenim daha da arttı. Taffarel, bana kulüp ve ülke hakkında önemli bilgiler vermişti. Yakın arkadaşım Elano ile de görüştüm. O da Galatasaray’ın büyüklükten bahsetti bana. Kariyerim için önemli bir karar verecektim. Herkes bana çok yardımcı oldu. Ve hepsi bir araya gelince Galatasaray transferim gerçekleşti” diyor Felipe Melo. Ardından sözü kampa katılma kararına getiriyor. “Bir futbolcu için sezon öncesi kamp dönemi çok önemlidir. Ben de tüm detaylar hallolduktan, transfer de resmiyete döküldükten sonra, beklemenin hiçbir anlamı olmadığını düşünerek kampa katılmak istediğimi söyledim. Böylece takıma daha kolay adapte olacaktım, arkadaşlarımı tanıyacak, taktiksel setleri erken öğrenecektim.”

Melo, Fatih Terim’e de övgüler yağdırıyor: “O’nunla çalışmak büyük avantaj. Kendisinin Galatasaray’da önemli bir futbolculuk kariyeri var. Ve burada gördüğüm kadarıyla ülke çapında ciddi saygı gören bir isim. Başarılı oyunculuk kariyeri olan teknik adamlarla çalışmak futbolcu için çok faydalı. Terim de futbolu iyi analiz edebilen, detayları bilen, saha içinde sizin gibi düşünebilen, maça önemli müdahaleler yapabilen bir teknik adam.”

CARLOS DUNGA VE JUAN SEBASTIAN VERON
Görüşmelere başlandı, bilgi yazısı hazırlandı, Almanya’ya geldi Melo, antrenmana katıldı, aynı gün sonunda Galatasaray TV’nin canlı yayına çıktı. Ve gerçekten heyecan verici açıklamalar yaptı. Manşet belliydi aslında. Kendisini “pitbull” olarak tanımlamıştı. Ancak satır aralarından birinde, 7 gün 24 saat futbolla iç içe olduğunu anlatıyordu. 

“Gazete, dergi okumam, futbol izlemeyi sevmem” açıklamalarını yapan çok oyuncu duymuştuk. Yeni bir deneyim olacaktı bizim için de. Melo’ya soruyoruz: “Avrupa liglerindeki maçları takip ediyor musun, kendi bölgendeki oyunculardan kimleri beğeniyorsun, kimlerden ilham alıyorsun” diye. İki isim söylüyor hemen: Dunga ve Juan Veron. “Kendi bölgemde oynamış olan oyuncular arasında beni en çok etkileyen isimlerin başında geliyorlar.” Daha sonra aktif olarak kariyerine devam eden oyunculardan bahsediyor. “Michael Essien var. Sakatlıklarından dolayı kendisini fazla izleyemiyoruz. Ama Essien de izlerken keyif aldığım oyunculardan biri. Biliyorsunuz, Xavi ve Iniesta gerçeği var gözler önünde. İkisi de her zaman skoru değiştirebilecek önemli oyuncular. Onların oyunu çok etkileyici.” Ama bir ismi öne çıkaracaksa eğer, tereddüt yaşamıyor: “Bir numaraya Veron’u koyabilirim. O’nu izledikten sonra, beni çok fazla hayrete düşüren veya kendisine hayran bırakan bir orta saha oyuncusu da olmadı.”

“VOLANTE” KAVRAMI VE FELIPE MELO
Brezilya oyuncumuzla kendi bölgesi hakkında konuşmaya başlıyoruz daha sonra. Felipe Melo, futbolu seven ve futbol üzerine sohbet etmekten keyif alan birisi. Brezilya’daki orta saha kavramına getiriyoruz konuyu, aslında biraz genişletiyoruz çerçeveyi, o bölgede savunma özellikleriyle görev yapan oyuncuların gördüğü değerden bahsediyoruz.

Brezilya Milli Takımı, 1970’ten 1994’e dek Dünya Kupası şampiyonluğu kazanamamıştı. Carlos Alberto Parreira, ABD’deki turnuvada önemli bir değişiklik yaparak geride yatay bir çizgi hâlinde hareket eden dörtlü savunma (Jorginho, Aldair, M Santos, Branco) ve önünde “volante” adı verilen oyuncular kullandı. Golleri Romario ve Bebeto attı. Ancak ülkeye 24 yıl sonra şampiyonluğu getiren isimlerin başında Dunga, efsane geri dörtlü ve kaleci Claudio Taffarel geliyordu. 1998 FIFA Dünya Kupası, Fransa’nın şampiyonluğunda Zidane’ı öne çıkarmıştı. Didier Deschamps ise görünmeyen kahramandı. Arrigo Sacchi’nin Milanı’nda Frank Rijkaard vardı, Arsene Wenger’in Arsenal takımında Patrick Vieira. 

Felipe Melo, dikkatle dinliyordu bizi. Ancak söz 2000’lerin Los Galacticosu’ndaki Claude Makelele’ye gelince Fransız oyuncuya yapılan haksızlıktan dem vururcasına kafasını sallıyordu. Makelele, uzun süre Raul, Figo, Ronaldo, Morientes, Zidane gibi oyuncuların olduğu takımda savunma ve orta saha arasında bir köprü olmuştu adeta. Ama takımın en az kazanan oyuncularından biriydi. Ve maaşına zam isteği reddedilince Real Madrid’den ayrılmıştı. Makelele sonrasında ise Real Madrid’i ciddi bir kriz bekliyordu. Bu bölgedeki oyuncuların değerinden bahsediyor Felipe Melo de Carvalho. 

“Büyük sorumluluklar getiren, çok önemli bir pozisyon. Defansif anlamda takımızına her an yardımcı olmanız gerekiyor. Topu kaptığınız anda ise hücum anlamında yaratıcı olmak zorundasınız. Hem fiziksel, hem de artık teknik olarak fark yaratmalısınız. Vereceğiniz bir pasla takımınızı hücuma kaldırabiliyorsunuz. Yaptığınız bir pas hatasında da rakibinizin hücum etmesine, takımınızın saha içinde yerleşemeden yarı sahasında pozisyon görmesine neden olabiliyorsunuz. O yüzden çok önemli bir pozisyon. Kariyerimin ilk bölümünde orta sahada mutlaka bir partner ile beraber oynuyordum. İlk defa Fiorentina’da bu tecrübeyi yaşadım. Orada tek ‘ön libero’ olarak oynadım. Çok uzun süre oynadığım bir bölge değil. Ama zevk aldığım, kendimi iyi hissettiğim bir pozisyon.”

MODERN FUTBOLDA FELIPE MELO

Melo’nun dikkatini çektiği nokta sohbetinizi derinleştiriyor. Değişen orta saha kavramına getiriyoruz konuyu. Sadece kalıplı olmak, kilometrelerce koşmak, yeterli değildi. 

Çağdaş futbol, zaman içinde Bastian Schweinsteiger ve Xabi Alonso gibi iki önemli örnek çıkarmıştı karşımıza. “Schweinsteiger, kendi futbol karakteristiği olan, oyunun her iki alanında etki yaratabilen, zaman zaman önemli goller atabilen bir oyuncu. Ben de kendisini izlerken keyif alıyorum. Xabi Alonso da her zaman için sahada sorumluluk alan, rakiplerinden ayrılan bir profile sahip” diyerek başlıyor konuşmasına. “Futbol çok değişiyor. Ön liberoda görev yapan oyuncuların sadece fizik gücüyle mücadele etmesi, çok koşması yetmiyor. Mutlaka teknik kapasitenin üst seviyede olması gerekiyor. Dünyadaki iyi ön liberolara baktığınızda, topu oyuna iyi soktuklarını ve teknik anlamda belli bir standardın üzerinde olduklarını, takıma yardım ettiklerini görürsünüz.”

Peki, Felipe Melo kendisini yeni futbol modeline alıştırabilmiş miydi? Modern bir orta saha oyuncusu olarak tanımlayabiliyor muydu kendisini? 

“FIFA, beni son Dünya Kupası’nda en iyi orta saha oyuncularından biri olarak gösterdi. Bu da benim söz konusu değişime ayak uydurabildiğimi gösteriyor olmalı. İleride benim bölgemde oynayacak genç futbolculara da tavsiyem, mutlaka oyun görüşlerini geliştirme yolunu tercih etsinler, sadece fiziksel güç yeterli değil çünkü.”

“KAZANMAYA ALIŞTIRILMIŞ ŞEKİLDE BÜYÜDÜM”
Melo, bir oyuncunun, özellikle kendi bölgesinde oynayan bir oyuncunun, sağlam kişiliğe ve oyun karakteristiğine sahip olması gerektiğini vurguluyor. İsyan etmek, sorumluluk almak, hakkını aramak ve kazanmak için sonuna dek savaşmak karakter özelliklerinden birkaçı. “Kişiliğime, karakterime güvenen bir insanım. Bu, saha içine yansıyor. Küçük yaşlardan itibaren kazanmaya alıştırılmış şekilde yetiştim. Hayatıma bu mantaliteyle devam ediyorum. O zamanlarda daha agresiftim. Mağlup olduğum zamanlarda kimseyle konuşmazdım” diyor Brezilyalı. “Hâlâ rakiplerimi yenmeyi istiyorum, kazandığımda bundan büyük keyif alıyorum. Ancak artık kaybettiğimde –yavaş yavaş da olsa– bazı dersler çıkarmayı deniyorum, o mağlubiyetin farklı yönlerini düşünüyorum.”

Felipe Melo, daha sonra kendisini pitbull olarak nitelendirdiğini hatırlatıyor. “Pitbull, olumsuz anlamda kabul edilmesin. Pitbull, sürekli mücadele ve en son ana dek savaş anlamına geliyor benim için. Sonuçta her maçta teknik anlamda %100 olamayabilirim. Ama mücadele edeceğimden, çalışacağımdan, asla vazgeçmeyeceğimden herkes emin olabilir. Tüm bunlar aslında birer araç. Asıl amaç takımın başarısı.”

EN BÜYÜK HEDEF: BREZİLYA MİLLİ TAKIMI
Kariyerinin en unutulmaz anlarından birini Fiorentina’da oynadığı dönemde Brezilya Milli Takımı’na seçildiği zaman yaşamıştı Melo. Ocak 2010’da FIFA.com’a verdiği röportajda haberi bir arkadaşından duyduğunu, bir anda evinin içinde çığlıklar atarak koştuğunu anlatıyordu. Sıradışı bir arzu olmalı, öyle değil mi? Onaylıyor bizi Melo. “İtalya’da ve İspanya’da oynadım. Milli takım formasını taşımak çok önemlidir bir futbolcu için. Ancak her iki ülkede de Brezilyalı oyuncuların milli takıma gitme isteği kadar büyük bir arzu göremedim. Brezilya’da bir çocuk futbola başlamışsa eğer, onun en ulaşılmaz gibi görünen hayali, Brezilya Milli Takımı’nda oynamaktır. Benim de en büyük hedefim oydu. Ve davet aldığımda adeta rüyalarım gerçek oldu.”

Hâlâ aynı amaç için mücadele ettiğini söylüyor Melo: “Tekrar Brezilya Milli Takımı’nın formasını giymeyi çok istiyorum. Orada önemli işler yaptım, 22 maça çıktım, yalnızca bir mağlubiyetim ve bir de beraberliğim var. Kalan maçlarda galibiyet sevinci yaşadım. Milli takıma seçildiğim süreçte sürekli ilk 11’de oynayan, hiçbir maça yedek kulübesinde başlamayan bir oyuncuydum. Bu anlamda, hiç yedek oturmayarak, Brezilya futbol tarihine geçtiğimi düşünüyorum. Galatasaray’da büyük işler yaparak, önemli başarılar elde ederek tekrar Brezilya Milli Takımı’na gitmek istiyorum.”

TEKNİK DİREKTÖR OLARAK DUNGA
Brezilya’nın kazandığı her Dünya Kupası’nda orta saha bir kilit isim vardı. Zito (1958, 1962), Clodoaldo (1970) ve Kleberson’un (2002) dışında 1994 yılında bu oyuncu Dunga olmuştu. Felipe Melo, milli takıma Dunga tarafından çağrılmıştı. 

Modern futbolun ilk “ön libero” oyuncularından Dunga, Brezilya’nın 1994 FIFA Dünya Kupası’ndaki şampiyon kadrosunun önemli isimlerinden biri olmuştu. Dunga, Felipe Melo’yu “Yeni Dunga” olarak görmüş olabilir miydi acaba? “Dunga’nın beni kadroya davet ederek bana o bölgede görev vermesi duyduğu güveni gösteriyor. Brezilya Milli Takımı’nda oynayana dek forma giydiğim takımlarda hemen her maç %80-85 pas oranları yakalamam, gol pasları vermem, goller atmam, Dunga’nın da dikkatini çekmişti. O, takımında iyi işler yapan bir oyuncuyu milli takıma alarak ondan aynı performansı elde etmek istiyordu.” 

“Bana bu güveni verdi” diyor Felipe Melo. Ve Londra’da, Emirates Stadyumu’nda oynanan ilk maçını anlatıyor. “İtalya’ya karşı oynadım. Önemli bir karşılaşmaydı. O güne kadar İtalya’nın ve Brezilya’nın beşer galibiyeti vardı. Kazanan, öne geçecekti. Milli takım derbisiydi. Biz Londra’da 2-0 kazandık. Takım olarak gayet iyi oynadık. Ben de orada gösterdiğim performansla kalıcı oldum, Konfederasyonlar Kupası’na da çağrıldım.”

HOLLANDA MAÇI VE ARJEN ROBBEN
Felipe Melo, Brezilya Milli Takımı’nda daha çok güzel anılara sahipti. Ancak 2010 FIFA Dünya Kupası çeyrek final maçında Hollandalı Arjen Robben’e yaptığı hareketin ardından gördüğü kırmızı kart çok tartışılmıştı. Neler hissetmişti o anda, bir ders çıkarmış mıydı yaşadıklarından, soruyoruz. “Futbolda bu tip olaylar yaşanabiliyor. Tabii ki her zaman doğrular olmuyor. Ama o maçın atmosferinde, geriliminde gerçekleşen bir pozisyon. Öyle bir duruma gelmiştik ki; skorda 2-1 gerideydik, takım olarak beklentiler çok yüksekti. Şampiyonluk için oynuyorduk; ancak bir noktadan sonra yaşadığımız psikolojide maçın artık dönmeyeceğini düşünmeye başlamıştık. Robben de yaptığı çalımlarla biraz konsantrasyon kaybı yaşamamıza neden oldu, ortamı biraz daha gerildi” diye başlıyor.

Ve şu sözlerle devam ediyor: “Ben o hareketin doğru olduğunu kesinlikle savunmuyorum. Ama önden önce bir Portekiz maçında Pepe’nin bana sert bir hareketi vardı, sarı kartla geçilmişti. Belki de benim yaptığımdan daha ağır bir fauldü. Tabii bunlar biraz hakemin de yorumuna kalıyor. Önemli olan, o olaydan ders çıkarmaktı. Ve ben kendi payıma düşen kısımdan gerekli dersleri aldığımı düşünüyorum.” Güney Afrika’daki Dünya Kupası’nda takım için faydalı bir oyuncu olduğunu söyleyen Felipe Melo, “Grup maçlarında gol attım. Hollanda maçında Robinho’ya asistim var. Oraya gelene dek takımım için oldukça faydalı bir performansım oldu. Şu anda en büyük amacım o seviyeye gelmek. Kendi kapasitemi biliyorum, özgüvenim sonsuz. Kendime ve Tanrı’ya inancım da öyle” ifadelerini kullanıyor.

OMURGA: MUSLERA, UJFALUSI, MELO
Tekrar Galatasaray’a dönüyoruz. Yaz mevsiminde takıma katılan üç önemli oyuncunun, üç hayati bölgede oynadığını hatırlatıyoruz: Fernando Muslera (kale), Tomas Ujfalusi (defans), Felipe Melo (orta saha). Zaman içinde uyum nasıl olacaktı, aralarındaki ortak lisanlar, takımın başarısına katkıda bulunabilir miydi, üstelik Fernando Muslera da sezona iyi bir giriş yapamamıştı. “Muslera, Copa America’da takımını şampiyonluğa taşıyan, çok önemli kurtarışlar yapan, başarılı bir kaleci. Kariyeri ve kalitesi ortada. O’na takım olarak güvenimiz sonsuz. Ujfalusi, çok tecrübeli bir oyuncu. Karabükspor maçına Galatasaray kaptanı olarak çıktı. Bu, kendisinin sahip olduğu deneyimi anlayabilmek, herkesin O’na ne kadar güvendiğini anlatabilmek adına önemli bir örnek. Üç pozisyonda da önemli oyuncuların olması büyük avantaj” şeklinde konuşuyor Felipe Melo. 

Ayrıca ortak dillerinin İspanyolca olduğunu, İtalyanca anlaşabildiklerini, ancak saha içine girildiğinde futbolun ortak dilini konuştuklarını anlatıyor.

SORUMLULUK VE 10 NUMARALI FORMA
Sezon başında 4 numaralı formayla mücadele edeceğini açıklayan Felipe Melo, sezona 10 numarayla başladı. O sürecin nasıl geliştiğini soruyoruz, anlatıyor. “Arda’nın gitmesinden sonra böyle bir talebim oldu. Ancak kesinlikler herhangi bir baskım yoktu. Ardından bir süre geçti. Hatta 10 numarayı aldığımı bir arkadaşımdan öğrendim. İnternette görmüş, bana haber verdi. Benim için de sürprizdi. Bir numara takıntım yok aslında, 4 numarayla da oynarsınız, 5 numarayla da, önemli olduğunu düşünmüyorum.” 

Ardından ekliyor: “Geçtiğimiz sezon, biliyorsunuz, Lassana Diarra Real Madrid’de 10 numarayı giydi. Önemli olan saha içindeki performans.”

Felipe Melo de Carvalho, sohbetimizin son bölümünde ise Galatasaray taraftarlarına karşı duyduğu hayranlığı anlatıyor. “Beni inanılmaz motive eden bir topluluk. Flamengo’da yetiştiğim için küçük yaşlarda buna alışıktım. Onlar da Galatasaray taraftarı gibi takımını 90 dakika boyunca destekleyen, onu sürekli ileri götüren bir gruptu. Ama Galatasaray’ın sahip olduğu taraftar topluluğuna ne Juventus’ta ne de Avrupa’da oynadığım herhangi bir takımda rast geldim. Beni farklı bir havaya sokuyorlar. Galatasaray taraftarının bana verdiği destekle maç içinde tekmeye kafa atasım, çimi ısırasım, yiyesim geliyor.”

http://www.galatasaray.org/gsdergi/roportajlar/haber/11770.php 

No comments: