Friday, December 30, 2011

GALATASARAY SPOR KULÜBÜ'NDEN KAMUOYUNA DUYURU

GALATASARAY SPOR KULÜBÜNDEN

KAMUOYUNA DUYURU

image00130.jpg

Kamuoyunda “Şike Soruşturması” olarak bilinen ve sadece futbol değil tüm spor dünyamızı yakından ilgilendiren sürecin yönetilmesine ve sonuç olarak TFF’nin almış olduğu kararlara ilişkin Galatasaray Spor Kulübü’nün duruşu ve benimsemiş olduğu ilkeleri, bu konuda oluşabilecek herhangi bir yanlış anlaşılmayı ve spekülasyonları önlemek amacıyla bir kez daha kamuoyu ve camiamızla paylaşmak gereği doğmuştur.

3 Temmuz’dan bu yana Türk futboluna hakim olan kargaşa içerisinde Türk sporunun en önemli ve köklü camiası olarak sürekli yapıcı, uluslararası kurallara uygunluğa, ahlaka, etik kurallar ve prensiplere davet edici anlayışımızı, gerek kamuoyu önünde gerekse kapalı toplantılarda ısrarla dile getirdik. Tabii bu arada hiçbir şahıs veya camiayı kırıcı, rencide edici, suçlayıcı bir söylemde bulunmamaya hassasiyet ve titizlik gösterdik. Kulübümüzün adı, tasvip edemeyeceğimiz şekilde suçlamalara, söylemlere karıştırılsa da Türk Spor Tarihi’nin en karanlık günlerinin yaşandığı bu donemde, sükûnetimizi korumasını bildik.

Yaratılan suni gündemler, tartışmalar, konuyu etik kurallardan, ilkesiz ve prensipsiz bir şekilde hâl ve üstünü örtme çabalarının karsısında, Türk futbolunun değerini, potansiyelini ve geleceğini gözeten adil ve yapıcı bir duruşla cevap vermeye çalıştık.

Sporun etik kurallar çerçevesinde, mert ve dürüst bir rekabet ortamında yapılmasını söylerken, kamuoyunun dikkatine sunulmaya başlayan ve artık gizliliği olmayan ve herkesçe aşikâr olan, hiçbir şekilde Türk insanımızın kabul edemeyeceği söylem ve yaklaşımların hakkında da yorum yapmadık.

Gerek Kulüpler Birliği toplantılarında gerekse TFF toplantılarında konunun insani boyut taşıyan ceza kanunu kısmında, cezaların uluslararası normlara inmesi için, “hiç kimsenin acısı, üzüntüsü bizi mutlu etmez” diyerek, kulübümüzün hiçbir üyesinin problemi yokken sonuna kadar destek verdik. Ama her seferinde ısrarla, sportif cezaların uluslararası normda olanlarının dokunulmasına müsaade etmeyeceğimizi de açıkça ifade ettik. Türk futbolunun ekonomik konularını adeta tehdit olarak ortaya koyanlara da çok net bir şekilde ahlak, prensip, ilke ve kuralların tartışılamayacağını defalarca teyit ettik.

Galatasaray, bütün bu süreçte, hiçbir tahrike kapılmadan, kimseyi hedef almadan kendisine, kültürüne yakışır bir duruş göstermeye özen göstermiştir. Galatasaray’ın bir hatasında, resmî internet sayfalarını “sonuna kadar takipçisiyiz” diye açanlara, her türlü tahrike rağmen cevap vermemeyi yeğlemiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu’nu, sürekli olarak, Türk futbolunun önünü açacak, evrensel kuralları uygulayacak, Avrupa ve dünya futbolunda hak ettiği şekilde yer alacak kararları uygulaması için sürekli ikaz ettik. Ancak bugün görüyoruz ki, TFF, nedeni çok iyi anlaşılan ama dillendirilmeyen bir şekilde, yetkilerini kullanmaktan imtina ederek, kararı, daha önceden senaryosu hazırlanmış bir şekilde, genel kurula devretmektedir. Adeta genel kurulu, adaleti yerine getirmesi için, dünya hukuk tarihinde konuya taraf olanların oy kullandığı ilk jüri olacak şekilde bir role soyundurmuştur. TFF Yönetim Kurulu ve Başkanı, bu kararla, genel kurulu, uluslararası normlarda ve TFF’nin talimatnamesinde açıkça tarif edilen cezaları, içinde etik, ilke ve prensiplerin ve tabii en önemlisi, adalet duygusunu, bir kez de olsa yok sayarak, ileride hiçbir şekilde tamiri olmayacak bir şekilde, saygınlığının tartışılacağı bir karar ortamına sokmaktadır.

Türkiye Futbol Federasyonu özerktir. Genel Kurulu’nun seçtiği başkan ve yönetim kurulunun yetkileri ve sorumlulukları bellidir. Bu yetki ve sorumluluklar, başkasına devredilemez, sorgulanamaz. Kuralları esnetmek ve çarpıtmak, ciddi hiçbir kurumda olmayacağı gibi, futbol kurumunda da tartışılamaz. Yetkisini kullanmayıp genel kurulu göreve çağırmanın tarifi tek kelime ile yetersizliktir ve sebebi de kamuoyunca malumdur.

Hiçbir ceza, bir defaya mahsus olarak geri bırakılamaz, iptal edilemez. Böyle bir durumun tarifi, kurum veya kurumlara özel uygulamadan başka bir tarif olamaz. Yapılan hataların ceza ve müeyyideleri bellidir. Hem Türkiye’de, hem Avrupa’da, hem de dünyada bellidir. İkame müeyyide ve ceza yaratmaya çalışmak, kamuoyunun futbola bakış acısını ciddi anlamda bir kez daha sarsması bir yana, toplumun adalet duygusunu da rencide edecektir. Bu noktadan hareketle “geçici”, “bir defalık” uygulamalar yerine sürdürülebilir ve adil kararlar alınması zaruridir.

Avrupa futbolunun yöneteni bellidir. Kısa bir zaman önce ortada gizlilik kararı olmasına rağmen, sert bir müeyyide uygulamaktan imtina etmeyen UEFA’nın, korkarız ki, bu yeni yaklaşım ile Türk futboluna müeyyide uygulama riskiyle karşı karşıya kalınabilecektir. Bunun aksini iddia edenlerin de, bu kararlar alınırken, bağlı olduğumuz uluslararası organizasyonlarla tam bir uyum içinde hareket edildiği konusunda, ilerde değişebilecek sözlü açıklamalarla değil, mutlaka yazılı teminatlarla hareket etmesi zarureti vardır. 

Galatasaray Spor Kulübü ve camiası olarak, bugüne kadar, kimsenin eleştiremeyeceği, akılcı, barışçı, Türk futbolunun bugününü değil; yarınlarını düşünen ikazlarımızın yeteri kadar net ve açık olduğunu düşünüyoruz. Ortaya konulan stratejinin Türk futboluna vereceği zararın sorumluluğu bugün de, yarın da ve tarih önünde bugünkü stratejileri yapanların, şu andan itibaren hukuksal olarak yapılması zorunlu, ancak yanlış olan Genel Kurul’da, umarız açık oylama ile Türk spor kamuoyunun gözleri önünde, bu doğrultuda oy verenlerin olacaktır.

Galatasaray Spor Kulübü, Türk sporunun ancak rekabetçi bir ortamda gelişebileceğini bilir ve bu ortamın varlığını destekler.

Ancak bu desteği verirken yukarıda dile getirdiğimiz tehlikeler ve ilkeler konusunda tavizsiz duruşunu sergilemeyi gerek camiasına gerek Türk Sporu’na karşı en temel sorumluluklarından biri olarak görür.

Saygılarımızla,

Galatasaray Spor Kulübü

 

Friday, December 23, 2011

Noel Bayramı Nasıl Başlamış?

Türklerin tek tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir “akçam ağacı” bulunuyor. Bu ağacın tepesi de gökyüzünde oturan tanrı Ülgen’in sarayına kadar uzuyor ve buna “hayat ağacı” diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde bulabiliriz. Ülgen, insanların koruyucusu; sakallı ve kaftan giymiş olarak sarayında oturuyor ve geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor.Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre, gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece, gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra da gün, geceyi yenerek zafer kazanıyor.   Bu, güneşin yeniden doğuşu; bir “yeni doğum” olarak algılanıyor Türklerde. Bayramın adı “Nardugan”. “Nar=güneş”, “tugan/dugan” da “doğan” ve “Çam Bayramı”.    Astronomik olarak o günden itibaren geceler kısalmaya, günler uzamaya başlıyor. İşte bu güneşin zaferini ve yeniden doğuşunu Türkler, büyük şenliklerle “akçam ağacı” altında kutluyorlar. Güneşi geri verdi, diye Ülgen’e dualar ediyorlar. Duaları tanrıya gitsin, yılı iyi geçirdik, diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar; dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar tanrıdan... İnanca göre, bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş. Bu bayram için evler temizleniyor ve güzel giysiler giyiliyor; ağacın etrafında şarkılar söylenip oyunlar oynanıyor. Yaşlılar, büyükbabalar ve nineler ziyaret ediliyor; aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. (Yedikleri, yaş ve kuru meyveler yanında, özel bir yemek ve bir tür de şekerleme.) Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömrün çoğalacağına, uğur geleceğine inanıyorlar. Bu gün dönümünde fena olanlar iyi, cimri olanlar eli açık oluyor. Yeraltında kütülüklerin ayni zamanda gök tanrısı Ülgen’in kardeşi olan Erlik de o gün iyi ve eli açık olarak sırtında kürklü kaftanı, başında kırmızı başlığı ve ayağında çizmeleri elinde torbası ile hediyeler dağıtıyor, diye düşünülüyor. Bu Noel baba kıyafeti eski Türk kıyafeti. Geyik sibirya’da yaşayan Türkler için kutsal olmaz mı? Türkler bu bayrama çam bayramı da diyorlar.     Yazılana göre, “akçam ağacı” sadece Ortaasya’da yetişiyormuş. Mesela, Filistin’de bu ağacı bilmezlermiş. O yüzden, bu olay Türklerden Hıristiyanlara geçmiştir; Hıristiyanlar, Hunların Avrup’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek almışlardır bu töreni, deniyor. İsa’nın doğumu ile hiç ilgisi yok! Doğum, güneşin yeniden doğuşu.*Bu gelenek Asya Türkleri arasında değişik şekillerde yaşadığını öğreniyoruz.Bu arada Anadolu’nun bazı yörelerinde de düğünlerde çam götürüldüğünü, onun etrafında oynanıldığını da öğrendik. Yazıya gerek olmadan geleneklerin, kuşaktan kuşağa bazı değişikliklere uğrayarak binlerce yıl süre gelmiş olduğunu görüyoruz.   Ansiklopedilerde yazdığına göre, İsa evrenin nuru, güneşi olarak algılanıyor ve bu olayın pagan halklardan alınıp İsa’ya yakıştırıldığı yazılıyor.  İmparator Kostantin (324-337) zamanında İznik’te toplanan konsülde, 22 Aralık’ta güneşin doğumu için yapılan bu “pagan bayramı” İsa’nın doğumu olarak 24 Aralık’a alınıyor ve buna da “Noel Bayramı” deniyor. (Batı kilisesi [yani Katolikler], 25 Aralık’ta kutluyorlarmış bunu.) Çam süsleme ise, ilk olarak 1605’te Almanya’da görülüyor ve oradan Fransa’ya ve diğer Hrıstiyan ülkelere  geçiyor.   Ne kadar ilginç değil mi? Batı, en büyük bayramını göçebe ve ilkel (!) olarak tanımladığı Türklerden yürütmüş! Yeni yapılmakta olan çalışmalarla Batı’ya Türklerden kim bilir daha nelerin geçtiği ortaya çıkacak! Belki de yazının ve dillerin anasının da Türkler olduğu kanıtlanacak. * Nar-Dugan şöleni hakkındaki bilgi, Azerbeycan’dan Sayın Adnan Atabek ve İran Azerbeycan bölgesinden Sayın Aref Esmail Esmailin’in göndedikleri yazılara ve de en önemlisi  Adj, Murat  Kıpçaklar(Türklerin ve Büyük Bozkırın kadim Tarihi). Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları s.47-50 Ankara 202.dayanmaktadır. Muazzez İlmiye Çığ 18.12.2007

Tuesday, September 6, 2011

Azınlık Vakıfları Yasası

Korkunç bir yaygara ile işin esası gizleniyor.

Yaygara şu: Azınlık vakıflarının elinden alınmış olan mallar iade ediliyor.

İşte gizlenen gerçek:

Lozan Antlaşması dışına çıkılarak, azınlık vakıflarına yeni haklar veriliyor:

Hiçbir sınırlama olmadan ve önceden izin almadan
--istedikleri kadar yeni mal mülk edinebilecekler
--yurt içinden ve yurt dışından sınırsız bağış alabilecekler
--sınırsız şekilde örgütlenebilecekler
--Medeni Yasa'ya bağlı vakıflar düzeyinde kabul görecekler
--her türlü ticari faaliyet yapabilecekler
--eğitim, din, sağlık, spor, hayır işleri gibi konularda sınırsız faaliyet yapabilecekler.
--yurt içinde ve dışında şirket kurup ticarethane, özel okul, hastane, turizm tesisi ve kilise yapabilecekler.
--yurt içinde ve dılında şubeler açabilecekler ve onlarla birleşebilecekler.
--2B arazilerini ve orman alanlarını alabilecekler
--bedelsiz olarak aldıkları kilise, manastır, sinagog, okul gibi yerlere ilave yeşil alan yapabilecekler.
Bütün bunlar, Lozan Antlaşmasında mevcut bulunmayan hususlardır.

++++++++++++

Bu düzenlemenin ABD ve AB dayatması olduğu, ABD Kongresinde kabul edilen "Türkiye'deki kiliselerin hiçbir kısıtlama olmaksızın hak sahiplerine geri verilmesi vesaire" konulu  306 nolu tasarıdan bir hafta sonra AKP tarafından torba yasaya sokulmasından da bellidir.

Bu yasa, Cumhuriyet'in temeline konulan bir bomba.
Ülkemizin içinde kilise devletçikler kurulacak.
Her tapınağın çevresindeki araziler ve binalar satın alınıp buraya cemaat getirilip yerleştirilecek.
Sayısı bini aşan apartman dairesi kiliselerde devşirilen insanlarımız işte buralarda kullanılacak.
Parayı bastırıp alacaklar. Değerinin birkaç misline çıkarsa kim nasıl satmamakta direnebilir?
Varsayalım satmayanlar çıktı. Etrafı Hıristiyan cemaatle dolup taşınca nereye kadar dayanacaklar?
Okullarını, hastanelerini vesaire de yaptılar mı al sana papazın yönetiminde bir kilise devletçik.
İlk hedef, Fener Patrikhanesinin çevresini satın alarak Balat'ta Fener Devletçiği kurmak.

++++++++++++

Lozan Antlaşması'nda, sadece antlaşma sırasındaki mevcut malları tanımayı üstlendik.
Bu malların üzerine yeni mallar eklenmesi Lozan'a aykırıdır.
1935 tarihli 2762 nolu Vakıflar Yasası'nın 44. Maddesi, işte bu yüzden, taşınmazın vakıf adına tescil edilebilmesi için en az 15 yıldır vakıf tarafından kullanılmakta olması şartını getiriyordu.
1936 Beyannamesi'nde istenen en önemli koşul bu olduğu için, o tarihte, azınlık vakıfları taşınmazlarını gösterir listelerinde bu şarta uymayan malları gösteremediler.
Bazı malları kişiler üzerine yazdırmaya çalıştılar, mahkemelik oldular.
Bu yüzden, listeye alınamayan mallar Maliye hazinesi adına tescil edildi ve 1974 yılına kadar davalı olarak kaldı.
Kesinleşmiş Yargıtay kararı ile de, bu mallar hazineye kaldı.

Şimdi Lozan, 1935 Vakıflar yasası, 1974 Yargıtay kararı paspas gibi çiğnenerek bu mallar azınlık vakıflara verilecek.

++++++++++++

Kurtuluş Savaşı sırasında:
Mezarlıklar dahil tüm binalar silah deposu ve örgütlenme merkezi olarak kullanılmaktaydı.
Ayavukla Kilisesi Mustafa Kemal'e İzmir'e girişi sırasında suikast yapılması planının merkezi idi.
M. Kemal, bu kiliseyi müzeye çevirmişti. Şimdi AKP bu binayı yine kilise haline getirdi.
Hedefleri değişmemiştir.
Lozan'ın bir noktadan delinmesi, her tarafının delinebileceği ortamı yaratır.
Emperyalizmin değişmez sevdası, Sevr planını günün birinde uygulamaktır.

+++++++++++++

Yunanistan ülkesindeki Türklere cehennem hayatı yaşatır, Ermenistan ülkesindeki tüm Türk eserlerini yıkıp dozerle düzlerken bizim bu şekilde davranmamız karşılıklılık ilkesine de aykırıdır ve düşmanlarımızı haksız eylemlerinde cesaretlendirmekten başka işe yaramaz. İşin diğer bir yüzü de budur.

 

 

Ali Serdar Bolat    4 Eylül 2011

PAPAZ ÇAYIRINI İSTER!

Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal’dan şok uyarı: AKP iktidarının azınlık malları kararnamesi ile Rumlar, Şükrü Saraçoğlu Stadı’nı bile talep edebilir. 

Kararname darbesi
Şİke iddiaları nedeniyle şampiyonluğu tehlikeye giren Fenerbahçe’ye bir kötü haber de Aytunç Altındal’dan geldi: AKP’nin çıkardığı azınlıkların mallarının iadesini öngören Kanun Hükmündeki Kararname (KHK), Fenerbahçe’nin stad ve tesislerini tehlikeye soktu.

Boğaz da tehlikede
Yunanİstan’a göç eden Rumların, KHK’nın ardından döndüğünü belirten Altındal “Büyük rant söz konusu. Rumlar, kendilerinin olmadığı halde sırf Papazın Çayırı üzerine yapıldı diye Saracoğlu Stadı’nı sahiplenecek. Boğaz’daki taşınmazlar da tehlikede” dedi.

Bayram hediyesi vermişti!
Azınlık mallarının iadesini öngören kararnameyi imzalayan Başbakan Erdoğan’ın iftar davetinde verdiği müjde Rum papazını mutlu etmişti.

Rumların iştahını kabartıyor
Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal, Papazın Çayırı üzerine inşa edilen Şükrü Saracoğlu Stadı’nın kötü niyetli kişilerin iştahını kabarttığını söyledi.

 

Monday, July 4, 2011

18. Yilinda Katliam Saniklarini Savunanlarin Konumu

 

Süheyl Batum Cumhuriyet gazetesindeki 18 Mart 2011 tarihli köşe yazısında bunları isim isim verdi ve hangi göreve getirildiklerini de açıkladı. İşte Sivas'ta 33 aydını yakanların avukatlığını yapanlarla ilgili ibret listesi:

Av. Şevket Kazan Eski RP Milletvekili ve eski Adalet Bakanı.  

Av. Celal Mümtaz Akıncı Afyon Barosu Başkanı ve AKP oylarıyla Anayasa Mahkemesi üyesi. 

Av. Hayati Yazıcı AKP'nin Devlet Bakanı.

Av. Haydar Kemal Kurt AKP Isparta Milletvekili.

Av. Zeyid Aslan AKP Tokat Milletvekili, Başbakan Erdoğan'ın eski avukatı.

Av. Hüsnü Tuna AKP Konya Milletvekili.

Av. Burhanettin Çoban Afyonkarahisar AKP'li Belediye Başkanı.

Av. Faik Işık Başbakan Erdoğan'ın ve Süleyman Mercümek'in avukatı.

Av. İbrahim Hakkı Aşkar 22. Dönem AKP Afyon Milletvekili.

Av. M. Ali Bulut AKP Maraş Milletvekili ve Anayasa Komisyonu üyesi.

Av. Bülent Tüfekçi AKP Malatya İl Başkanı.

Av. Halil Ürün RP kayıp trilyon davası sanığı, AKP Afyon Belediye Başkan adayı.

Av. Mevlüt Uysal AKP İstanbul Başakşehir Belediye Başkanı.

Av. Nevzat Er Eski AKP Eminönü Belediye Başkanı.

Av. Suat Altınsoy AKP Konya İl Başkanı Yardımcısı.

Av. Tayfun Karali İstanbul Büyükşehir Belediyesi Darülaceze Müdürü.

Av. Ferruh Aslan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Müdürü.

Av. İbrahim Kök AKP Elazığ Milletvekili Aday Adayı.

Av. Ali Aşlık Eski AKP İzmir İl Başkanı.

Av. Bedrettin İskender AKP Ümraniye Belediye Başkan adayı.

Av. Ekrem Bedir Sakarya AKP Hendek Belediye Meclis Üyesi.

Av. Eyüb Karagülle Eski Saadet Partisi İlçe Başkanı.

Av. Faruk Gökkuş AKP Kâğıthane Belediye Başkanlığı Aday Adayı.

Av. Hasan Hüseyin Pulan AKP İstanbul İl Disiplin Kurulu üyesi.

Av. Hurşit Bıyık AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı.

Av. Reşat Yazak Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi.

 

Tuesday, June 7, 2011

AKP ve Turkiye'ye Kazandirdiklari

<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:Arial; panose-1:2 11 6 4 2 2 2 2 2 4; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:auto; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536859905 -1073711037 9 0 511 0;} @font-face {font-family:"MS 明朝"; mso-font-charset:78; mso-generic-font-family:auto; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:1 134676480 16 0 131072 0;} @font-face {font-family:"MS 明朝"; mso-font-charset:78; mso-generic-font-family:auto; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:1 134676480 16 0 131072 0;} @font-face {font-family:Cambria; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:auto; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536870145 1073743103 0 0 415 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin:0in; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:Cambria; mso-ascii-font-family:Cambria; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"MS 明朝"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Cambria; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-family:Cambria; mso-ascii-font-family:Cambria; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"MS 明朝"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Cambria; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} @page WordSection1 {size:595.0pt 842.0pt; margin:1.0in 1.25in 1.0in 1.25in; mso-header-margin:.5in; mso-footer-margin:.5in; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;} -->

2005-2011 YILLARI ARASINDAKİ ARTIŞ ORANI;

PEYNİR.... %265

SALÇA.....%243

KOYUN ETİ.... %233

YUMURTA.... %93

TÜPGAZ.... %88,

MAZOT.... %78

EKMEK.... %77

ELEKTİRİK... %65

ÇAY.... %56

SİZCE SAHİDEN ENFLASYON TEK RAKAMLARDA MI?

----------------------------------

DEVLETİN DIŞ BORCU ....% 207

KİŞİ BAŞI KAMU BORCU.... %185

CARİ AÇIK.... %462

TÜKETİCİ BORCU OLAN AİLE SAYISI.... %838

ARTTI

SİZCE SAHİDEN AKP BAŞARILIMI?

-------------------------------------------

          BORÇ FAİZİNE GİDEN PARA (80 YILDA) 135 MİLYAR TL İKEN

 ,SADECE SON 8 YILDA 408 MİLYAR TL YE  YÜKSELDİ,

İCRALARDAKİ DOSYA SAYISI 9 YILDA 10 MİLYON ADETTEN  ,

17 MİLYON ADETE ÇIKTI,

TUTUKLU VE HÜKÜMLÜ SAYISI YİNE 9 YILDA 59.429 KİŞİDEN,

 122.404 KİŞİYİ BULDU

SİZCE SAHİDEN ÜLKE REFAH VE HUZUR İÇİNDE Mİ?

-----------------------------------------------------

BÜTÜN TELEFONLAR DİNLENİRKEN, 

BASILMAMIŞ KİTAPLARDAN,

YAPILMAMIŞ DARBELERDEN İNSANLAR TUTUKLANIRKEN, 

HERKES BİRBİRİNDEN KORKARKEN, 

DEVLET TERÖRÜ ESTİRİLİRKEN,

BAŞBAKAN HERKESE HAKARET EDİP, KÜFÜRÜ BASARKEN,

SİZCE SAHİDEN ÜLKEDE İLERİ DEMOKRASİMİ VAR?

----------------------------------------------------------------

İŞTE AKP YALANLARI VE 

GERÇEKLER

DÜŞÜN VE OYUNU ONA GÖRE VER.

BU İŞİN VEBALİNİN SONRA ALTINDAN KALKAMAZSIN.

 

Av.Tuncer GÜNGÖR

Friday, May 6, 2011

travelling around..

<div id="ta_travelmap" style="width:430px;">
<img src="http://www.tripadvisor.com/CommunityMapImage?id=18841164&type=TRIPADVISOR&size=LARGE">
<ol id="ta_favoritelist">
<li>St. Petersburg, Russia</li>
<li>Bruges, Belgium</li>
</ol>
<ul id="ta_links">
<li>View my profile</li>
<li>Create your own travel map or travel blog</li>
<li>Vacation rentals at TripAdvisor</li>
</ul>
</div>
<script src="http://www.tripadvisor.com/MapEmbed?mid=E.BV_5VnaacBl28pxMYDTzDg%3D%3D&frm=pt&Version=VACATION_RENT_001"></script>

Monday, May 2, 2011

Akıllı Proje 2

ATATÜRK’ÜN AKILLI PROJESİ (2) “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nden Venüs Projesi’ne”

İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi

Atatürk’ün SOSYAL FABRİKA PROJESİ dışındaki “akıllı projelerinden” biri de İDEAL CUMHURİYET KÖYÜ PROJESİ’dir. “Köylü milletin efendisidir” diyen Atatürk, Türkiye’nin “tabandan kalkınması” için 1937 yılında İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’ni hazırlamıştır. Atatürk’ün üzerinde çalışarak uygulanmasını istediği bu proje, Afet İnan’ın “Devletçilik İlkesi” ve “Cumhuriyetin Ellinci Yılı İçin Köylerimiz” adlı kitaplarında yer almıştır.[1]

Afet İnan, aslını TTK’ya bağışladığı, Atatürk’ün “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”nin belgesini, Trakya Umumi Müfettişi General Kazım Dirik’ten aldığını ve Atatürk’ün bu projeyi onaylayıp geliştirerek uygulanmasını istediğini belirtmiştir.

Afet İnan, Cumhuriyet’in 50 yılı nedeniyle 1970’lerde tekrar gündeme gelen projenin hayata geçirilmesi için Bayındırlık Bakanlığı ve valilere mektuplar göndermiştir. 70’li yıllarda bu projenin hayata geçirilmesi için “çalışma atölyeleri” bile kuran Afet İnan, finansman sorununun çözülmesi için Meclis’e yasa tasarısı sunulmasına da önayak olmuştur. Ancak proje bir türlü hayata geçirilememiştir.

İşte bir zamanlar Başbakan Bülent Ecevit’in “Köykent” ve MHP’nin ‘Tarımkent” projelerinin esin kaynağı Atatürk’ün bu ‘İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’dir.

Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nin amacı “çağdaş” ve “çevreci” bir köy yaratmaktır.

İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, daire yerleşim planına sahiptir. Daire planın tam merkezindeki küçük dairenin etrafına, gittikçe genişleyen dört daire eklenmiştir. Plan, bu yönüyle ilk bakışta bir “dart tahtasını” andırmaktadır. Merkezden çevreye doğru helezonik bir biçimde gittikçe genişleyen dört parçalı köy planı, merkezden dışa doğru 6 yolla bölünmüştür.

Aslı Türk Tarih Kurumu’nda muhafaza edilen “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”nde okul, cami, köy konağı, sağlık ocağı, otel–han, çocuk bahçesi ve fabrika dahil toplam 43 yapı bulunmaktadır. Plana göre köyün orta yerine yapılacak ‘anıt’ın etrafında sosyal tesisler, terzi, bakkal, berber gibi mekanlar yer alacaktır.

Planın tam merkezinde bir “anıt” vardır. Merkezin hemen sağına “Köy Meydanı” yerleştirilmiştir. Köy Meydanı’nda ise “Köy Parkı” ve “Çocuk Bahçesi” vardır. Köy Parkının ve Çocuk Bahçesinin çevresinde ise oyun yeri, telefon, itfaiye, çeşme, havuz ve tuvalet göze çarpmaktadır. Planın sağında, en dış çemberden dışa doğru açılan alanda çok geniş bir koruluk vardır. Koruluğun sonundaki çayın kenarında kuzeyde değirmenler, güneyde ise “yaş ve kuru yonca ile hayvan pancar tarlası” görülmektedir. Planın sağ üst köşesinde “Hayvan Mezarlığı” , sol üst köşesinde ise “Asri mezarlık” vardır. Planın yine sol üst köşesinde “Kireç ve taş ocakları”na yer verilmiştir.

Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü’nde yer alan kurumlar, yapılar ve alanlar şunlardır:

1. Okul ve Tatbikat Bahçesi,
2. Öğretmen Evi,
3. Halk Odası (CHP Kurağı)
4. Köy Konağı,
5. Konuk Odası,
6. Okuma Odası,
7. Konferans Salonu,
8. Otel Han,
9. Çocuk Bahçesi,
10. Köy Parkı,
11. Telefon Santralı ve Köy Söndürgesi,
12. Radyolu Köy Gazinosu
13. Ebe ve Sağlık Kurucusu,
14. Tarımbaşı,
15. Hayvan Sağlık Kurucusu,
16. Sosyal Kurumlar,
17. Ziraat ve Et İşleri Müzesi,
18. Gençler Kulübü,
19. Hamam,
20. Etüv Makinesi (Buğu s.)
21. Köy Yunak Yeri,
22. Cami,
23. Revir,
24. Kooperatifler
25. Köy Dükkanları,
26. Spor Alanı,
27. Damızlık Tavuk, Tavşan ve Arı İstasyonları,
28. Damızlık Ahır (Aygır ve Boğa)
29. Kanara,
30. Mandıra,
31. Değirmenler,
32. Fabrika,
33. Asri Mezarlık,
34. Hayvan Mezarlığı,
35. Kireç, Taş, Tuğla ve Kiremit Ocakları,
36. Yonca ve Hayvan Pancar Tarlası,
37. Koruluk,
38. Köy Gübreliği
39. Fenni Ağıl,
40. Pazar Yeri ve Köy Zahire Locası,
41. Aşım Durağı,
42. Panayır Yeri,
43. Selektör Binası

İşte Atatürk’ün, 1937 tarihli “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”!…

Uygulandığı halde aşiret, tarikat eksenli “feodal yapıyı” yok ederek, kalkınmayı ve aydınlanmayı “tabandan”, “köyden” başlatacak; merkezinde “insan”,”hayvan” ve “doğa” olan bir “akıllı proje”!…

Hayvan mezarlığıyla, geniş yeşil alanlarıyla, koruluklarıyla, yaş ve kuru yonca, hayvan pancar tarlasıyla, tavuk, tavşan, arı, aygır ve boğa istasyonlarıyla, hayvan sağlığını koruma merkeziyle dört dörtlük gerçek bir “çevreci” proje…

Bugün, Türkiye’nin kurtuluşunu, HES’lerde, “çılgın kanal projelerde” görenlerin “çevreye” verdikleri önemle, “İdeal Cumhuriyet Köyü”nün mimarı Atatürk’ün “çevreye” verdiği önemi şöyle bir karşılaştırın bakalım ne sonuç çıkacak!…

Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, sadece bir Türkiye projesi değil, bir dünya projesidir; hatta geleceğin projesidir.

Şöyle ki:
Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi Geleceğin Venüs Projesi Olmuş

Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, dünya çapında bir hareket olan ve “tüm insanlığın iyiliği için bilimsel yöntemlerle büyük bir sosyal kalkınmayı” savunan Zeitgeist Hareketi tarafından geleceğin “Venüs Projesi” olarak dünyaya sunulmuştur.

Dünyayı kasıp kavuran Zeitgeist filmlerinde[2] anlatılan “Venüs Projesi” dikkatle incelendiğinde Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nden (ç)alıntı olduğu görülecektir.

1916 yılında doğan Jacque Fresco, şu sıralarda Venüs Projesi’nin yaratıcısı olarak anılmaktadır.

Zeitgeist Hareketi, 3. filminde Venüs Projesi’ni anlatmıştır. Proje, gelecekteki medeniyetin nasıl planlanması gerektiğine dair tespitlerde ve ön görülerde bulunmaktadır.

Filmde, Venüs Projesi’yle ilgili çizimler yer almakta ve teknoloji ile çevrenin ideal kullanımından bahsedilmektedir.[3]

Venüs Projesi çizimlerindeki “şehir planının” Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’ndeki “köy planına” şaşırtıcı derecede benzemesi, bir kez daha Atatürk’ün “dehasını” ve bizlerin bu dehaya karşı nasıl “kayıtsız” kaldığımızı göstermesi bakımından çok dikkat çekicidir.

Önümüzdeki günlerde Atatürk’ün diğer “akıllı projelerini” de açıklayacağım!…

Şimdilik elde var iki:

1. Atatürk’ün Sosyal Fabrika Projesi http://www.ilk-kursun.com/2010/12/sinan-meydan-yazdi-ataturkun-sosyal-fabrika-projesi/
2. Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi…

Sinan Meydan
İLK KURŞUN

1 Mayıs 2011

[1]A. Afet İnan, Cumhuriyetin Ellinci Yılı İçin Köylerimiz; A. Afet İnan, Devletçilik İlkesi, Ankara, 1972, Ek, 7.,[2] İlk belgesel film, 2007’de Zeitgeist: The Movie, ikinci, Zeitgeist: Addendum 2008’de yayınlanmıştı. Zeitgeist”in 3. filmi Zeitgeist – Moving Forward adıyla vizyona girmiştir.,[3] Mehmet Öcal, “Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, Venüs Projesi Olmuş”, Eğitim Yuvası Formu, 30 Nisan 2011.,

İşte Zeitgeist Hareketi'nin Venüs Projesi

Çılgın projeler mi, akıllı projeler mi?

ATATÜRK’ÜN AKILLI PROJESİ

 

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Çılgın Kanal Projesi”ni açıklamasının ardından bir tartışmadır başladı! Bütün televizyon ekranları ve gazete köşeleri, hatta bir ulus, bir “çılgınlığın” peşinde sürüklenir oldu…

Başbakan, “Çılgın Projeyi” açıklar açıklamaz, yandaşlar “İstanbul dünyanın merkezi olacak! Türkiye kalkınacak!..” diye avaz avaz bağırmaya başladılar!… 

Marmara’dan Karadeniz’e devasa bir kanal açarak “kalkınacaklarını” zanneden bütün “çılgınlara”, 80 yıl kadar önce Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün hayata geçirdiği AKILLI PROJE’den; Atatürk’ün SOSYAL FABRİKA PROJESİ’nden söz etmek istiyorum…

Kim bilir, belki bizim “çılgınlar” iyice havalanıp uçmadan, akıllarını başlarına toplayıp ayaklarını biraz yere basarlar.

O FABRİKANIN VENEZUELLA’DA NE İŞİ VAR?

Sevgili arkadaşım, değerli dostum gazeteci-yazar Banu Avar, Venezuella’da karşılaştığı bir olayı şöyle anlatmıştır:

“Şehri göreceğimiz tepeye doğru tırmanırken, Kemal Atatürk tabelasını geçince şaşırdım ki, tepeye geldik. Genç kız rehber heyecanla ‘şu fabrikayı görüyor musun? yanında nikah salonu, şu sağlık ocağı, şu okul onun arkasındaki de bizim ev.’ ‘Eeee ,dememe kalmadı’ Rehber ‘Biz buna ATATÜRK modeli’diyoruz’ diye yapıştırdı.”

Venezuella’da bu gördükleri ve duydukları üzerine duygulanan Banu Avar: “Venezuella tepesinde tüylerim diken diken, gururum tavan yapmıştı...” diyerek anlatmıştır heyecanını…

Peki ama, Türkiye’den binlerce kilometre uzaktaki Venezuella’da “Atatürk Modeli” diye adlandırılan bir fabrikanın ne işi vardı?

“Atatürk Modeli Fabrika
” da nedir?

Türkiye’de bu fabrikadan var mıdır?

İşte bütün bu soruların cevaplarını verebilmek için şimdi hep birlikte Nazilli’ye uzanalım!


ATATÜRK’ÜN DEV PROJESİ: NAZİLLİ SÜMERBANK BASMA FABRİKASI

Venezuella’daki “Atatürk Modeli Fabrika’ya” esin kaynağı olan fabrika, 1937’de Atatürk tarafından açılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’dır. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Atatürk’ün kafasındaki “Sosyal Fabrika Projesi’nin” ilk uygulaması olması bakımından çok önemlidir. Atatürk’ün kafasındaki fabrika, sadece üretim yapılan bir mekan değil, aynı zamanda “ar-ge” çalışmalarının yapıldığı bir laboratuar, eğitim verilen bir okul, her türlü sanat ve spor imkanlarına sahip bir kültür kompleksi, kısacası adeta dört dörtlük bir “yaşam alanı”, bir kampustur. Atatürk, işçilerin yüksek standartlarda, her türlü imkândan yararlandıkları bu “sosyal fabrikaları” Anadolu’nun her yanına yapmayı planlıyordu. Ama bu projesini yaygınlaştırmaya ömrü yetmeyecekti.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, genç Cumhuriyetin Birinci Beş Yıllık Kalkınma Palanı’nın ilk önemli eseridir. Sümerbank’ın kurduğu ilk Türk basma fabrikasıdır. Devlet eliyle kurulan ilk basma fabrikasıdır.

Fabrika, Türk-Sovyet ortak yapımıdır. Makineler ve teçhizatların çoğu Sovyetler Birliği’nden narenciye karşılığında alınmıştır. Fabrika kuruluşundaki işçi açığını kapatmak için 120 Sovyet montör ve mühendisi istihdam etmiştir.

Fabrikanın temelleri 25 Ağustos 1935’te atılmış, yapımı 18 ayda tamamlanmış ve 9 Ekim 1937’de açılmıştır. Bina ve makineler dâhil, 8 milyon liraya mal olmuştur.

Fabrikanın, 28 bin iğ ve 800 otomatik tezgâh ile çalışmaya başlaması ve 2.400.000 kilo iplik işlemesi planlanmıştır. Bununla 20 milyon metre basma imal edilecektir.

Fabrika 15 bin ton kömür yakacaktır.

Fabrika her gün en fazla 2400 işçi çalıştıracak ve ücret olarak senede 1 milyon lira ödeyecektir.

Fabrika, beş kısımdan oluşmuştur: Dokuma bölümü, Basma bölümü, Desen bölümü, Gravür bölümü ve Baskı kısmı… Basma, Desen, Gravür bölümünden geçen kumaşlar, Dokuma bölümünde, yarısı elektronik olmak üzere 768 tezgahta dokunacaktır. Günlük dokuma, 62.000 ile 64.000 metre arasındadır. Baskı bölümünde ise 4 baskı makinesi vardır. Burada farklı renk ve desenlerde günlük ortalama 85.000 metre basma yapılacaktır.

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, sosyalist ülkeler de dâhil, dünyada görülmemiş bir “sosyal” niteliğe sahiptir. Evet, fabrika kurulurken Sovyet modeli esas alınmıştır, ama genç cumhuriyetin genç mühendisleri Türk devrimine has, çok özgün bir eser ortaya çıkarmayı başarmışlardır. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, 1930’ların dünyasında bir benzerine daha rastlanmayacak kadar özgün bir “sosyo-kültürel” ekonomi projesidir.

İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın şaşırtan özellikleri:

1. Fabrika, balolar, danslar ve partiler düzenlemiştir: 1930’ların ortalarına kadar kadınlı erkekli hiçbir toplantıya katılmamış halk, fabrikanın organize ettiği balolar, danslar ve partilerle sosyalleşmiş, özellikle kadın ön plana çıkmaya başlamıştır.

2. Fabrikada sinema salonu vardır: 1937 yılında 12 bin kişinin yaşadığı bir kentte, bu fabrika bünyesinde 700 kişilik bir sinema salonu açılmıştır. İki defa memurlara, iki defa işçilere ve iki defa da ustalara olmak üzere haftada toplam altı defa film gösterilmiştir

3. Fabrika Halkevi kurmuştur: Fabrika “Sümer Halkevi” adıyla bir halkevi kurarak halkı her konuda bilinçlendirmeye çalışmıştır. Bir fabrika bünyesinde açılan ilk ve tek halkevi Sümer Halkevi’dir. Halkevinin şubelerinde çalışanların büyük çoğunluğu fabrika işçisidir. Halkevinin, hazırladığı oyunları sergilemesi için fabrika içinde bir sahnesi vardır. Sümer Halkevi biçki-dikiş kurslarında her yıl birçok genç kız meslek sahibi olmuştur. Halkevi civar köylere geziler düzenlemiş, köylülerin sorunlarıyla ilgilenmiş, köylere ilaç ve sağlık elemanı göndererek hastaların tedavisini sağlamıştır.

4. Fabrikanın korosu vardır: Fabrika çalışanları arasında bir müzik grubu oluşturulmuştur. Klasik müzik seslendiren grup Nazilli, Aydın ve Denizli’de konserler vererek “çok sesli” müziğin Anadolu’da tanınmasını sağlamıştır. Fabrikada yemek aralarında dünya klasiklerinden eserler okuyan bu koro (grup), işçilerin Beethoven zevke ulaşmalarını sağlamıştır. Fabrikada, çalmayı bilen işçilerin kullanımlarına açık bir de piyano vardır.

5. Fabrikanın hamamı vardır: Fabrika bünyesinde kurulan bir hamam, hem işçilere hem de Nazilli halkına hizmet vermiştir.

6. Fabrikanın Ressamları vardır: Fabrika bünyesindeki desinatörler belli zamanlarda fabrika dışına çıkarak Nazilli ve çevresinin güzel resimlerini yapmışlardır. Fabrika ressamlarının yaptığı bu tablolar açık arttırmalarda satılmıştır. Resim heykel sergileri de düzenleyen fabrika Nazilli’de güzel sanatların gelişmesini sağlamıştır.

7. Fabrikanın spor kulübü vardır: Fabrikanın bünyesinde kurulan lacivert-beyaz renkli Sümer Spor, futbol, basketbol, atletizm, voleybol, bisiklet, güreş, yüzme, boks branşlarında faaliyet göstermiştir. Fabrika bünyesindeki Sümer Spor futbol Sahası Türkiye’nin ilk “alttan ısıtmalı” futbol sahalarından biridir. Ayrıca yine fabrika bünyesinde, basketbol, voleybol sahaları, güreş minderleri, boks ringi, tenis kortu ve paten pisti vardır. Nazilli’de toplumsal kaynaşmayı güçlendiren “paten eğlenceleri” ve” bisiklet yarışları” Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın mirasıdır.

8. Fabrika halka bedava basma dağıtmıştır:
Bir sosyal fabrika olarak tasarlanan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, altı ayda bir halka “ıskarta basma” dağıtmıştır.

9. Fabrikada işçi hakları üst düzeydedir: Çok sayıda işçiyi barındıran fabrika işçi haklarına da çok önem ermiştir. İşçi ve Memur Biriktirme Sandıkları, İşçi Ölüm ve Hasatlık Yardım Sandıkları oluşturulmuş, fabrika içinde işçi sağlığını koruyacak 40 yataklı bir hastane, bir eczane bir de laboratuar kurulmuştur. Nazilli’nin kâbusu haline gelen sıtma hastalığı fabrikanın sağlık ekibi tarafından kurutulmuştur. İşçilere mesleki eğitim verilen fabrikada ayrıca işçiler için beş sınıflı bir okuma-yazma kursu, daha doğrusu bir küçük okul vardır. Sümer İlköğretim Okulu adlı bu işçi okulunun 980 öğrenciye sahiptir. Ayrıca bir işçi radyosu ve işçi çocukları için 26 yatak ve 40 mevcutlu bir kreş kurulmuştur. İşçiler ve memurlar, fabrikanın hemen önünde özel olarak inşa edilen 264 dairelik ve 1000 kişilik lojmanlarda çok uygun bir ücretle kalırken, bekâr işçiler için 350 kişilik bir “Bekar İşçi Pavyonu” vardır. Lojmanda kalamayan işçi ve memurları şehirden fabrikaya taşımak için düzenli seferler yapan GIDI GIDI adı verilen mini bir tren kullanılmıştır. Fabrika işçilerinin yiyecek ve giyeceklerini temin etmek için fabrika bünyesinde bir kooperatif vardır. Fabrikanın, işçilere hizmet veren güzel ve temiz bir fırını, işçi yemekhanesi, memur kantini ve bir de hamamı vardır.

10. Fabrikanın ar-ge bölümü vardır
: Daha fabrika açılmadan fabrikada kullanılacak kaliteli pamukların çevrede yetiştirilmesi için 200 adet modern tohum ekme makinesi satın alınmıştır. Yine pamuk işinde kullanılmak üzere birçok modern tarım aleti ve makinesi bölgeye getirilerek çiftçilere dağıtılmış ve bunları nasıl kullanacakları öğretilmiştir. Fabrika içinde mekanik odası, fizik laboratuar, tarım laboratuarı gibi ar-ge bölümlerinde, fabrikada yapılacak üretimin kalitesini arttırmak için çalışmalar yapılmıştır.

11. Fabrikanın atölyesi vardır
: Fabrikanın büyük bir atölyesi vardır. Bu atölyenin demirhanesi, marangozhanesi, dökümhanesi, kaynak ve teneke işleri yapan bir kısmı vardı. Diğer fabrikaların ahşap parça ihtiyacı olan makine vurucu kolları burada yapılırdı.

12. Fabrikanın elektrik ve su santralleri vardır: Fabrika, bir dönem hem kendi elektrik ihtiyacını hem de Nazilli kentinin elektrik ihtiyacını kendi bünyesindeki bir elektrik santraliyle sağlamıştır. Dört kazan ve üç türbinli olan bu santral, 2500 kw gücündedir. Fabrikanın su ihtiyacını karşılamak için bir de su santrali vardır.

İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası… İşte Atatürk’ün “Sosyal Fabrika Projesi”nin ilk uygulaması… İşte genç cumhuriyetin, halkına, insanına, işçisine bakışı…

ATATÜRK NAZİLLİ SÜMERBANK BASMA FABRİKASI’NDA

Türkiye’de devlet eliyle kurulan bu ilk basma fabrikasını 9 Ekim 1937’de bizzat Atatürk açmıştır. Atatürk, Ege manevraları için bölgede bulunan ordu komutanlarıyla ve yöneticilerle birlikte açılışa gelmiştir. Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, İkinci Ordu Müfettişi Orgeneral İzzetin Çalışlar, Genelkurmay Asbaşkanı Asım Gündüz, Jandarma Genel komutanı Naci İldeniz gibi komutanlar ve Trakya Umum Müfettişi General Kazım Dirik ile İzmir Valisi Güleç, Başvekil Vekili Celal Bayar, İsmet İnönü, Afet İnan, Kütahya Milletvekili Recep Peker, Ziraat Vekili Şakir Kesebir, Dahiliye Vekili ve CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya, Nafia Vekili Ali Çetinkaya, Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras, Milli Müdafaa Vekili Kazım Özalp, Maliye Vekili Fuat Ağralı, Kültür Vekili Saffet Arıkan, Gümrük ve İnhisarlar Vekili Ali Rana, Orman Umum Muhafaza Komutanı Korgeneral Seyfi gibi nerdeyse devletin bütün askeri ve sivil erkanı tam kadro Atatürk’le birlikte Nazilli’dedir.

Atatürk’ün açılışını yaptığını ilk ve son fabrika olan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın açılışına verilen önem, asker-sivil neredeyse bütün devlet erkânın açılışa katılmasından da bellidir.

Nazilli Basma Fabrikası istasyonunda fabrika yetkililerince karşılanan Atatürk’ün ilerlediği istasyondan fabrika müdüriyet binasına kadar parke döşenmiş yolun her iki yanında halk düzenli bir şekilde sıralanmıştır. Sıraya geçmiş küçük kızlar ellerinde pamuk dallarıyla misafirlerini karşılamışlar ve bunları Atatürk’e hediye etmişlerdir. Fabrika binası ve meydanlar bayraklarla süslenmiştir. Atatürk, yanındakilerle birlikte fabrikaya geldiğinde, mahşeri kalabalık tarafından Halkevi Orkestrası eşliğinde büyük sevinç ve tezahüratla karşılanmıştır. Atatürk halkın bu coşkulu karşılamasına fabrikanın girişindeki müdüriyet binasının balkonundan halkı selamlayarak cevap vermiştir.

Açılışta yapılan konuşmalardan sonra Atatürk, fabrikanın yönetim dairesinden çıkarak iplik dokuma ve halı makinelerinin bulunduğu binaların kapısı önüne gelmiştir. Fabrikanın elektrik santralinin önünde elektrikle aydınlanan bir büstünü gören Atatürk, bir süre bu büstü inceledikten sonra “güzel” diyerek fabrika müdürüne iltifatta bulunmuş ve daha sonra açılışı yapmıştır. Atatürk’ün fabrikayı açmasıyla birlikte 480 makine bir anda çalışmaya başlayarak ilk pamuğu işlemiştir. Tören boyunca bir uçak filosu fabrika üzerinde uçuşlar yapmıştır

Atatürk’ün açtığı Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, çok kısa bir sürede Nazilli’nin çehresini değiştirmiştir, Daha önce göç veren Nazilli kısa zaman içinde göç alan bir kent haline gelmiştir. Genç cumhuriyetin çağdaşlaşma projesi kapsamında en erken ve en köklü şekilde aydınlanan kentlerden biri, belki de birincisi Nazilli olmuştur. Nazilli’nin “çağdaşlaşmasında” Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın yeri çok büyüktür.

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU’NUN İZLENİMLERİ

7 Ekim 1953’te Nazilli’ye gelen şair ve ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazilli’deki değişimi şöyle gözlemlemiştir:

“…Altı saat içinde altı lunapark geçtik… Bir de ne görelim şehir baştan aşağı neon ışıkları içinde. Nazilli dediğin nedir ki, Anadolu’da küçük bir kaza değil mi? Gecenin on ikisinde ışık, elektrik ışığı içinde yüzen bir Anadolu kasabasını görmek insanı nasıl sevindirmez… Nazilli’nin iki yakasını bir araya getiren bir ışık fermuarı taa Basma Fabrikası’na kadar uzanmış. Sarı yerine hafif yeşilimtırak bir ışık. Bu ışığın altında yürüdük. Gayet nazik bir memur, belediye memuru mu polis mi pek anlayamadım, küçük bir çocuğa seslendi; ‘Bu misafiri Gıdı Gıdı’ya kadar götür…’ dedi. Evvele bir mahalle, bir semt adı sandım. Sonra bir şoför, bir arabacı olabilir dedim. Gıdı Gıdı dedikleri bir küçük, bir maskara dekovil tren imiş. Belli saatlerde işçileri fabrikaya taşırmış… Bir kedim olsa ismini muhakkak Gıdı Gıdı koyardım… Birkaç adım ötede aynı ışıklarla donanmış birkaç otel sıralanmış. Burası kaza değil vilayet merkezi diyorum. Burasını bu hale fabrika soktu diyorlar.

Dükkân önünde bir otobüs duruyor, içinden birçok işçi çıkıyor çoğu kadın. Birkaç erkek var. Fabrika’dan dönüyorlarmış. Gece Postası. Pek yorgun görünmüyorlar, ama kına gecesinden de dönmedikleri belli. Telaşsız adımlarla sokaklara dalıyorlar. Çoğu siyah gömlek üstüne beyaz bir başörtüsü sallandırmış. Geniş yollar, ışıklı yollar, ışıklı oteller, gece yarısı açık dükkânlar, dizi dizi okaliptüs ağaçları.

Kışın kapıya dayandığı bu günlerde Pazar yerindeki sebze çeşidi insanı şaşırtıyor… Eski evlerin dışarıdan çok kalender göründüğüne bakmayın içleri cennet gibi. Derli toplu tertemiz. Nazilli’de bisiklet bolluğu göze çarpıyor. Motosikletler ve takma motorlu bisikletler de var. Bisikletlerin çoğu Basma Fabrikası’nda çalışan işçilerin olmalı. Fabrikanın bir bisiklet garajı var. Yol dümdüz olduğu için işçiler bisikleti benimsemişler.

Fabrikanın Nazilli’ye bağışladığı nimetlerden birisi de bu olmalı. Ne yalan söyleyeyim, sinemada görsem reklamdır derdim. Bana Anadolu’da bir kaza merkezinde işine bisikletle giden beş yüz işçi gördüm deseler kolay kolay aklım yatmazdı.

Fabrikayı gezdikçe işçiler sağlanan imkânları, kolaylıkları gördükçe şaşırdım kaldım. Sıcak, lezzetli, kuvvetli bir yemek. Boyalarla uğraşanlara süt ve yoğurt, işçiler mahsusu hastane, kreş, kantin, alabildiğince geniş bir bahçe, Kantinin üstünde bir havuz. Havuzun içinde bir heykeltıraşın elinden çıktığını zannettiğim bronz bir heykel, bir kadın heykeli. İşçilerden birisi yapmış. Fabrikada bronz döktürmüş. Aman Allah’ım! Akademide bronza değil alçıya bile dökmek nasip olmaz. Bir de gazoz tezgâhı kurmuşlar. Geliri, işçilerin spor kulübüne veriliyor. Futbol takımları var. Denizli’de yaptığı maçlarda kimseden geri kalmamış.

İstanbul’da eşine az rastlanır bir boyda bir tiyatro salonu var. Geçenlerde ‘Soygun’u oynamışlar. Şehirde böyle bir salon olmadığı için bazı düğünler burada yapılırmış. Balolarda eksik değil. Benim tarihime üst üste iki tane düştü. Fabrika kuruluşunun 16. yılı iki balo ile kutlandı. Birisinde, fabrika işçileriyle aileleri, ötekinde şehirden gelen davetliler vardı. Birisinde yerli oyunlar oynandı, türküler söylendi. Ötekinde bol bol dans edildi. Her ikisi de geç vakte kadar uzadı.

Fabrika ailesinin toplantısında hiç görmediğim bir oyun oynandı. Bir tarafta Köroğlu türküsü söyleniyor, ortada iki kişi bu havaya uygun adımlarla bir koyun yüzüyorlar. Koyun dediğim de yere upuzun yatmış, kaskatı kesilmiş bir genç. Sıra koyun yüzmeye geliyor. Adamcağızı parçalamadan bir güzel şişiriyorlar. Seninki gayet güzel ölü taklidi yaparken biçarenin parçalarından içeriye bir bardak da bira dökmezler mi! O zamana kadar oyunun bütün kısımlarına büyük ustalıkla katlanan genç, yıldırım hızıyla doğruluyor. Bu kötü şakanın hesabını soruyor. Meğer oyun içinde bir başka oyun varmış.

Fabrikanın sanatçısı olan bir genç mikrofon başında hiç de bayat olmayan esprileri döktürüyor. Fabrikanın bülbüllerini birer birer, mikrofon başında şakımaya davet ediyor! Nazlanmadan geliyorlar. Kimi gazel söylüyor, kimi en ön moda caz havalarından birini… Kimi Köroğlu’na girişiyor. Kimi harmandalına. Sonra her sene bu gece çıkarılan Gıdı Gıdı balo gazetesi dağıtılıyor. İçerisinde gene fabrikalı çocuklardan birisinin yaptığı karikatürler var…”

İşte Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu şaşırtan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası gerçeği… Genç cumhuriyetin en devrimci adımlarından biri… Üretime, istihdama, yatırıma önem veren, kendi halkına güvenen, kendini ve dünyayı bilen çağdaş bireyler yetiştirmek isteyen genç cumhuriyetin mucize eserlerinden Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası…

ZİHNİYET FARKI

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası hakkında çok önemli bir makalesi olan, Yard. Doç. Dr. Günver Güneş’in şu değerlendirmesine katılmamak mümkün müdür:

“Fabrika birçok işlevinin yanında Cumhuriyetin temel kavramlarını halka tanıtan bir köprü olmuştur. Sümerbank bir fabrika olmasının ötesinde bir okul, bir eğitim kurumu, Cumhuriyet öğretilerinin yaşama geçirildiği bir alan olmuştur. Dünya üzerindeki herhangi bir şehirde kurulan bir fabrika, elbette o şehir üzerinde birtakım değişiklikler yapmıştır, Ama hiçbirisinin Nazilli Basma Fabrikası’nın Nazilli üzerinde yarattığı sosyal, kültürel, ekonomik değişimler kadar büyük sonuçlar yaratması mümkün değildir. Çalışanlara her türlü imkânı devlet eliyle verip onları ekonomik refaha kavuşturan bu fabrika, çalışanlarına yemek aralarında dünya klasiklerinden eserler okutup Beethoven dinletecek zevke ulaştırabildiyse, işte bu sözü edilen fabrikanın ne kadar değişik bir felsefeyle yola çıktığının ve bulunduğu yerin halkına neler kazandırdığının açık bir göstergesidir.”

1950’li yılların başında tıpkı yine cumhuriyetin dev eseri Köy Enstitüleri gibi bu fabrikalar da ışık saçmaktadır Anadolu’ya…

Düşünsenize, bu fabrikalardan Anadolu’nun her yanına dikildiğini; Edirne’ye, Manisa’ya, Konya’ya, Tunceli’ye, Diyarbakır’a… Türkiye ne duruma gelirdi! Bugün yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal sıkıntılar yaşanır mıydı? En basitinden Türkiye’yi maddi ve manevi bakımdan her geçen gün biraz daha zora sokan “terör belası” olur muydu? Olsa bile bu boyutta olur muydu?

1950’lerden sonra sürekli kan kaybeden Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, son darbeyi 14 Kasım 2002’de yemiştir. Cumhuriyetin dev projelerinden Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Özelleştirme İdaresi’nce bedelsiz olarak Adnan Menderes Üniversitesi’ne devredilmiştir. Fabrika çalışanları da “gözyaşları” içinde Bursa’ya nakledilmiştir. Kapısına kilit vurulan fabrikanın, üniversitenin kullanımı dışındaki büyük bir bölümü, içindeki tarihi dokuma makineleri, araç ve gereçleriyle çürümeye terk edilmiştir. Dünyanın başka bir yerinde olsa en kötüsü “müze” olarak kullanılacak ve milyonlarca turist çekecek bu dev eser, Cumhuriyetin bu dev projesi, bugün Nazilli’de hayvan ahırından bile kötü bir durumda kaderine terk edilmiştir.

Gerçi bugün, işçilerini sosyal haklardan mahrum eden, hatta işçilerini tekme tokat dövdüren bir hükümetin, Cumhuriyetin “sembol” eseri, Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’na daha iyi davranmasını beklemek de doğrusu safdillik olur…

Türkiye’nin bu gün yaşadığı “ekonomik” ve “sosyo-kültürel” sorunların baş sorumlusu Atatürk’ün Köy Enstitüleri, Sosyal Fabrika, Halkevleri, Uçak sanayi, Demiryolu, İdeal Cumhuriyet Köyü, Toprak Reformu, Dinde Öze Dönüş, gibi “dev projelerini” ABD istekleri doğrultusuna bir kenara bırakan Atatürk sonrası iktidarlardır. (Atatürk’ün bütün bu projelerinin ayrıntılarını önümüzdeki aylarda çıkacak bir kitapla sizlerle paylaşacağım).

Şimdi elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin:

Marmara’dan Karadeniz’e ikinci bir boğaz açmak mı; yoksa Türkiye’nin dört bir yanına “sosyal fabrikalar” kurmak mı bu ülkeyi kurtarır?

Sinan Meydan
İLK KURŞUN

Kaynaklar
1. Aslan Buğdaycı, Dünden Bugüne Nazilli, İstanbul, 2001.,2. Atatürk Aydın’da, Aydın, 1981.,3. Aydın İl Yıllığı, Aydın, 1973.,
4. Günver Güneş, “Atatürk’ün Nazilli Seyahatleri ve Seyahatlerin Yarattığı Sonuçlar”, Atatürk Haftası Armağanı, Genelkurmay ATESE Başkanlığı Yayınları, 10 Kasım 2004, s.121-135,5. Hulusi Günay, “Nazilli Dokuma Fabrikası” , Yarım Ay, No: 68, 1 İlkkanun 1937, s. 8,9 ve 19.,6. İbrahim Kiraz, Yaşlı Şehir, Nazilli, 2003.,7. L’İlustration de Turquie, İstanbul.,
8. Nazilli Basma Fabrikası Gezi Rehberi, Nazilli, 1937.,9. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası Arşivi.,10. Saadet Tekin, “Nazilli Basma Fabrikası”, Tarih ve Toplum, C.39, S.230, Şubat, 2003.,11. Tahir Kodal, “Mustafa Kemal Atatürk’ün Denizli Seyahatleri” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C.19, S.55, Mart 2003.,12. Türkiye Ticaret Postası, Nazilli Basma Fabrikası Özel Sayısı, Ankara, S. 350-103, 14 Temmuz 1948.,13. Zafer Toprak, Sümerbank, Ankara, 1983.,14. 2010 Yılında Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda bizzat yaptığım incelemeler. (Sinan Meydan)

Fabrikanın bugünkü yıkık halinden bir görünüm

Tuesday, April 26, 2011

PİLİÇ FELSEFESİ

DURUM :
Bir piliç, bir yolda karşıdan karsıya geçer.

SORU:
Piliç karşıdan karşıya niçin geçer?

YANITLAR:

RENE DESCARTES:
Yolun öbür tarafına geçmek için.

EFLATUN:
İyiliği için. Gerçek, öteki taraftadır.

ARISTOTELES
Karşıdan karşıya geçmek pilicin doğasıdır.

KARL MARX
Tarihsel olarak kaçınılmazdı.

MARTIN LUTHER KING JR.
Tüm piliçlerin nedenini açıklamak zorunda kalmadan
özgürce karşıdan
karşıya geçtikleri bir dünya düşlüyorum.

SIGMUND FREUD
Pilicin karsidan karsiya geçmesiyle ilgilenmeniz,
sizde güçlü bir
cinsel güvensizlik duygusunu ele vermektedir.

CHARLES DE GAULLE
Piliç belki yolun karsisina geçti, ama otoyolun
karsisina henüz geçmedi.

EINSTEIN
Pilicin yolun karsisina geçmesi ya da yolun pilicin
ayakları altında yer değiştirmesi, tümüyle sizin
gösterdiginiz referansa bağlıdır.

BILL CLINTON
Anayasa üzerine yemin ederim ki bu piliçle aramda
hiçbir şey geçmemiştir.

GEORGE W. BUSH
Pilicin bu yolda BM kararlarına rağmen
cezalandırılmadan karşıdan
karsiya geçmesi, demokrasiye, özgürlüğe ve adalete
kafa tutmaktır.
Bu durum,yolu bizim çoktan bombalamış olmamız
gerektiğini göstermektedir.

SÜLEYMAN DEMIREL
Piliç geçmisse geçmis, geçmemişse geçmemiştir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU
Yolu karşıdan karşıya geçen piliç de
bizimdir,geçmek istemeyen de...


R. TAYYİP ERDOĞAN
Piliç karşıdan karşıya geçemez.
5-10 bin gencimiz buna engel olur...

ABDULLAH GÜL
Hayır, bana böyle bir bilgi verilmedi ama karşıdan
karsiya geçtiyse hükümet gereğini yapar.

A.NECDET SEZER
Karşıya geçtiği nokta kamusal alansa, başörtülü
geçemez.

TÜRK ERKEĞİ
Piliç sarışın mı? Esmer mi?

Wednesday, January 19, 2011

UYUSUN DA BÜYÜSÜN NİNNİ - Naci Kaptan

Normal 0 false false false EN-US X-NONE X-NONE

  

 

Özellikle Akdeniz ülkelerinde ve dahi Güney Amerika latin kökenli ülkelerde

Futbol neden çok yaygın ve genelde neden Devlet desteği görüyor hiç düşündünüz mü ?

 

Ülkemizde makarayı geri saralım ;

 

İktidar hükümeti neden futbolla içli dışlı ?

 

Hasan Doğan'ı hatırladınız mı ?

Başbakanın arkadaşı idi.

Futbol Federasyonu Başkanı olmadan önce Başbakan'ın arkadaşı olarak tanındı.

Ablası Başbakan'ın tatillerinde villasında kaldığı Remzi Gür ile evli.

Remzi Gür Başbakan'ın üzerinde sıklıkla gördüğümüz Ramsey marka elbiseleri yapan mağazaların sahibi.Hasan Doğan da Ramsey'in ortaklarından

 

Bildiğiniz gibi Remzi Gür başbakan Erdoğan'ın maaşı yetmediği için çocuklarını Yurt dışında

okutan kişi ...Bir deyişe göre de Wiki-Leaks belgelerinde iddia edilen ve Erdoğan'ın yurt dışında

var olduğu söylenen 8 gizli hesabının da yöneticisi.

 

Hani Aydınlık dergisi tarafından açıklanan ve Başbakan Erdoğan ile Remzi Gür arasında geçen

telefon görüşmesinde "bizim kıza 10-15 gönder" dediği kişi Remzi Gür. 

İşte Hasan Doğan da bu yakınlığın içinde olan bir kişi olup, Tayyip Erdoğan'ın oğluna 4 milyon dolar karşılığında gemi satan ve AKP'ye yakınlığıyla bilinen Kanal 24 ve Star gazetesinin yöneticilerindendir.

 

Burada Remzi Gür ve Hasan Doğan'a tekrar dönmek üzere konuyu değiştirelim.

Şimdi size adı afili ve çok uzun bir İspanyol'an bahsedeyim.

Onu tanıdığınızı biliyorum.

 

General Francisco Paulino Hermenegildo Teódulo Franco y Bahamonde

 

İspanya'nın diktatörü .

30 Ocak 1938 de devlet ve hükümet başkanlığı ile kara ve deniz kuvvetleri başkomutanlığına getirildi.

El caudillo (lider) sıfatıyla ispanyol devletine Falanj ın siyasal ilkelerinden esinlenerek otoriter bir yapı kurdu.

Ordu, kilise ve büyük toprak sahiplerinin desteğiyle her türlü muhalefeti susturdu. Bask bölgesinde ve Katalonya da bölgesel özerkliğe tümüyle son verdi. İç Savaş döneminde kendisine destek çıkan hitlerci ve faşist rejimlerden yana çıktı.

 

İktidarını 1938 den 1975 yılına .ölünceye kadar sürdürdü.Tam 37 sene.

General Francisco El caudillo nasıl oldu da 37 sene iktidarda kaldı ?

Bunu yanıtını kendisi vermiştir !!!

 

İŞİN SIRRI "ÜÇ F " DEDİR ....

 

İspanya'yı 37 yıl boyunca diktatörlükle yöneten General Franco, ülkesinin ekonomik şartlarının insanları canından bezdirmesine, ülke yapısının bozuk olmasına, insanların perişan durumda olup adaletsizlikten yakınmasına rağmen halkın hala isyan etmemiş olmasını,

 

Ben halkımı 3 F ile yönettim, yüz bin kişilik beşiklerde de uyuttum. şeklinde açıklarmış.


***

Nedir bu 3 F arkadaş diyorsunuz şimdi.


Fado

Damardan denen türden, uyuşturucu etkisi yapan ve insanları duygusallaştıran bir müzik çeşidi.

Bizde buna arabesk müzik türü diyebiliriz.

 

Fiesta

Bu günkü tanımıyla televole kültürü, Fasching ve Fuhuş da dahil eğlencenin sınır tanımayanı. ve toplumu en temel sorunlardan uzaklaştırıp onlara düşünmemeyi ve konuşmamayı sağlayan afyon.

 

Peki, diğer 3. F nedir ?

Hani General Franco'nun uyuttum dediği beşikler nedir dersiniz?

İşte O beşik Başbakanın sözde spor ve Galatasaray adına ve ülkemizde işssizliğin tavan yaptığı bir

dönemde  sanki cebinden para harcamış gibi konuşarak yaptırdığı futbol kompleksidir.

Diğer bir deyişle

 

ÜÇÜNCÜ F FUTBOLDUR... 

 

 

Futbol ile toplumun büyük bir kısımının dikkati ve ilgi alanı siyasi ve toplumsal olaylardan uzaklaştırılarak ülke konularına ve sorunlarına yabancı bir  düşünce yapısı oluşturularak afyonlanmaktadır.

 

General Fanco işte bu ÜÇ F ile ülkesini 37 yıl yönetmiştir.

Ehh tarih içinde böyle bir örnek varken,

Ülkesindeki toplumu afyonlamak isteyen başka siyasi liderler de bu ÜÇ F'yi kullanacaklardır.

 

BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN YAKIN ARKADAŞI HASAN DOĞAN

FUTBOL FEDERASYONU BAŞKANI OLDU  

 

14 Şubat 2008 tarihinde Türkiye Futbol Federasyonu başkanlık seçimine tek aday olarak giren Başbakan Tayyip Erdoğan'ın arkadaşı Hasan Doğan Haluk Ulusoy'a rağmen seçildi. Ankara'da yapılan Genel Kurul'da Doğan, 230 delegeden 220 oy aldı. Doğan'ın yönetim kurulundaysa AKP'ye yakınlığıyla bilinen pek çok isim yer aldı.Devletin tüm katmanlarında derince kadrolaşan AKP hükümeti böylece futbolu da kontrolu altına almış oldu.

 

Hasan Doğan'ın Futbol federasyonu Başkanı olmasından sonra ilk gözle görülür değişiklik

Milli takımımızın kuruluşundan bu yana kullandığı kırmızı-beyaz Milli Formanın renginin

turkuazla değiştirilmesi oldu !!!

Tepki görünce geri adım attılar.

Ama zaman zaman turkuaz rengini de kullandılar.

 

Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan, 05 Temmuz 2008 Cumartesi  günü tatil yaptığı Bodrum'da kalp kirizinden yaşamını yitirdi.Biz onun siyasi yapısına bakmadan yine rahmet dileyelim.


 

*** 

 

ÜÇ F ülkemizde hüküm sürerken büyük bir sürpriz oldu !!!

Buna başta başbakan Erdoğan olmal üzere tüm AKP'li siyasetçiler ve

sempatizanları,yalakaları hayretler içinde kaldılar. 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Galatasaray'ın yeni stadyumu Türk Telekom Arena'nın açılışında ıslıklandı. Stada gelişi anons edilirken, Galatasaray Başkanı Adnan Polat'ın konuşmasında adının geçtiği her an ıslıklamalar sürünce Erdoğan stadı G.Saray-Ajax maçı başlamadan önce terk etti.

 

Toplumu devamlı bölerek kıran ve politikalarında büyük sapmalar ve yanlışlıklar yapan,

Herkes üzerinde otorite kurmaya çalışan,Ulusal politikalardan uzaklaşan,büyük yolsuzluklara arka

çıkan Başbakan Erdoğan  da bu işe şaştı '''

 

Galatasaray taraftarları ÜÇ F'nin büyüsünü yok etmişe benziyorlar.

Galatasaray'lı taraftarları sevgiyle selamlıyorum.

Çarşı'ya da bu selamlarımı iletiyorum ...


__._,_.___

http://celebigrubu.blogspot.com