Wednesday, January 16, 2013

Aslandan al haberi - Can Yucel

Romalılar aslanlara atarlarmış Hıristiyanları. O Hıristiyanlar ki Romalılardan daha dürüst, daha düzgün, daha uygar bir düzene inanmaktan başka suçları yoktu… Romalılar oyalamak için işsiz yığınlarını O zamanın gazetesi Ve Hürriyet’i olan Coliseum stadyomunda Aslanlara atarlarmış sen gibi ben gibi Mehmet Turgut gibi insanları O Mehmet Turgut ki İşsiz olmaktan başka suçu yoktu İşsiz parasız evsiz-barksız Ve aslanın kafesine girdiğini farketmeyecek kadar uykusuz… O Mehmet Turgut ki Libya’ya gitmek için sıra bekleyen bir Kunuri Aslanıydı Adana’nın Girne yolunda bir lunaparkta Buldular parçalanmış vücudunu… Sade Adana’nın Girne yolunda değil Roma’da da böyle Oyalamak için işsiz yığınlarını Ve belki de azalsın diye işsizlerin sayısı O zamanın gazetesi Ve Hürriyet’i olan Coliseum stadyomunda Aslanlara atarlardı sen gibi ben gibi Mehmet Turgut gibi insanları… Ama Ali adındaki O kendi de müebbete mahkum aslan Aslanlar akıllanıyorlar mı nedir Yemedi kardeşim yemedi Kore Gazisi Mehmet Turgut’un göğsündeki Silver Star nişanını!

Tuesday, January 8, 2013

Tayyip Bey Gabon’da kiminle buluşuyor? - Banu Avar

Banu-avar
Tayyip Bey 7 Ocak’ta Batı Afrika ülkesi Gabon’a hareket etti. Devlet başkanı Ali Bongo ile buluştu. Kimdi bu Ali Bongo? Demokrasi havarisi Batı ve kullandığı birilerinin iki yüzlülüğünü göstermesi açısından Bongo’yu tanımak önemli. Bongo, Batı Afrika’nın en şöhretli yolsuzluk ve soygun dosyalarının sahibi. En acımasız ‘diktatörlerden’ biri. Fransız Mason Locası’na bağlı bir ‘büyük üstad’! Aileden ‘diktatör’! Babası da Gabon Devleti başında 41 yıl kalmıştı.. Nedense küresel şebekeler, Gabon’a hiç ‘demokrasi’ getirmeye kalkışmadı.. Gabon’daki diktatörler ‘cici diktatörlerdi, söz dinlemekteydiler, Esad gibi verilen gizli emirleri reddetmemişler, uslu uslu Amerikan sırtlanlarının dediği yolda ilerlemekteydiler. 2009’da devlet başkanlığına hileli bir seçimle ‘getirilen’ Ali Bongo, Sorbonne’da hukuk eğitimi aldı, hayatının önemli bir bölümünde Paris’te haylazlık yaptı. 23 yaşında siyasete girdi. 30 yaşında Gabon dışişleri bakanlığında görevliydi. Sıkıldı ayrıldı. Paris gece hayatını ‘inceledi’, futbola gönül verdi, kadınlarla ilgilendi ve annesi gibi şarkıcı olmaya heves etti. 1996’da 37 yaşında siyasete geri döndü.. Dikkat: Gabon’un Diyanet İşleri Konseyi’nin başkanlığına getirildi! Artık dindar bir maske takması gerekecekti! Küçük bir not: Aslında hristiyandı ve 15 yaşındayken babasıyla beraber din değiştirmiş ‘Müslüman’ olmuştu. Mason bir ‘müslüman’ nasıl oluyorsa öyleydi… 1999’da Savunma Bakanı oluverdi. 2006’da hem Savunma hem Devlet bakanlığına getirildi. 2008’de babasının partisinin başkan yardımcısıydı. 2009’da ‘başkan’ seçilecekti.. Saltanat’a adım atar atmaz ünlü konuşmasını yaptı. ‘Ben 40 yıl bu koltukta oturmayacağım!’ dedi.. Ardından yasayı değiştirdi, ‘sınırsız iktidar süresi’ seçeneğini kanunlaştırdı.. Daha da ileri gitti.. Parlamentoyu lağvetme hakkını da kendisine hediye etti. Eğitim sistemini tümüyle küresel şirketlerin emrine geçirdi.. Sertifika sistemini getirdi.. 2011’de Beyaz Saray’a davet edildi.. Obama ile karşılıklı oturdu espriler havada uçuştu.. Çünkü Sudan’dan sonra Nijerya, Fildişi Sahilleri derken sıra Gabon’daydı. Batı Afrika’da petrol havzaları ile ünlü birkaç ülkeden biriydi Gabon. ‘Arap Baharı’yla Kuzey Afrika ülkelerine ‘demokrasi’ dağıtan Amerika’nın Batı Afrika’nın eli epeyce kanlı diktatörü Bongo’yu Beyaz Saray’a davet etmesi Fransa tarafından sorgulandı… Beyaz Saray’dan şu açıklama yapıldı: “Gabon devlet başkanı Bongo, ülkesinde bizim de desteklediğimiz reformları hayata geçirmek için çırpınıyor. Ayrıca Gabon ABD’nin Milli Güvenliği için had safhada önemli.” Eski bir Fransız sömürgesiydi Gabon. 1960’da bağımsızlığına kavuşmuş, 1967’de ise baba Bongo diktatörlüğünde yeniden esarete girmişti!. Fransız Total şirketi petrolün yarısına el koyuyordu.. Amerika’nın Afrika oyunu hızlanınca oğul Bongo, Fransa’ya ihanet etmiş, Amerika ile yola devam kararı almıştı. Enerji sektöründe Fransız şirketlerinin yerini Amerikan şirketleri alacaktı. Kararını 2012’de Kongo’da yapılan Frankofoni Zirvesi’nde açıkladı. Ruanda’yı örnek alacaktı. Efendiler değişince yeni efendinin dili benimsenirdi. Gabon’da o güne kadar resmi dil olarak kabul edilen Fransızca’nın yerini İngilizce aldı! Bu bir savaş kararıydı.. Fransa ‘ihaneti’ karşılıksız bırakmadı. Bir anda tüm BONGO aile sırları Fransız basınından ilgili rakip ülkelerin medyasına saçıldı.. Bongo ‘Hanedanı’nın Fransa’daki para, mal ve mülkleri Gabon devleti hazinesinden çalınan paralarla elde edilmişti. Yolsuzluk ve yoksulluğun tavan yaptığı, halkın büyük çoğunluğunun açlıkla boğuştuğu, zengin petrol ve doğal gaz yataklarına sahip bir ülkeydi Gabon.. Manganez’de dünya birincisiydi.. Elmas ve çelik madenleri göz kamaştırıcıydı… Tayyip Erdoğan 2011’de ağırladığı Bongo’ya iadei ziyaret gerçekleştiriyor.. 2013’ün ilk yurtdışı gezisini Gabon’a yaptı. ‘Demokrasi’ ‘İnsan hakları’ diye yırtınarak Suriye’nin kan ve ateş çukuru haline gelmesi için az gayret harcamadı.. Bu gece dünyanın en azılı diktatörlerinden birinin sarayında konaklıyor. Herkes kollasın kendini, Amerikan derin devleti, küresel çekişmede kullandığı memurları da harcıyor!

Thursday, January 3, 2013

Sahnede sigara içmek yasak!

Ferhan-sensoy_259663
Sahnede oyuncunun sigara içmesi konusundaki yasaksal salaklık gündemiyle giriyoruz yeni yıla. Daha önce de geldi konu gündeme. Bu konuda çok güzel küfürler geliyor aklıma, ama söylemeye utanıyorum.

Ferhangi Şeyler’de 1734 sigara içtim sahnede, prodüksiyon açısından ciddi bir masraf!

Kimi oyunlarda, izleyiciden, biraz da alaylı olarak, “sen içiyorsan biz de içebilir miyiz.” mahiyetinde laf atmalar oldu.

-Hayır, siz içemezsiniz. Salonda böyle bir yasak var. Ben sahnede bulunuyorum, izleyici değilim. Şu an evimin oturma odasındayım!

Tiyatroda oyuncu, rol icabı sigara içmek zorundaysa, elbette içecektir. Aslında içme vakti yoktur, ateşlemek vakti vardır, konuşurken derin derin nefesler çekemez, burnundan duman üfleyemez. İçer gibi yapar. O sırada oyuncu diaframına nefes depolamak zorundadır. Tiyatro sahnesinin sofita dediğimiz tavanı çok yüksektir. Oyuncunun içmeye vakit bulamadığı sigarasının dumanı tavana ulaşamadan yok olur gider. Tiyatronun giderlerinden biri olan havalandırma aleyisselam yutar o dumanı. Duman salondaki izleyiciyle öpüşemez.

Yasaklasak yasaklasak, daha neyi yasaklasak iktidarın salak bir taarruzu!

Ferhangi Şeyler’i Avrupa’da, Amerika’da, Avustralya’da oynadım. Sigara yakmak için ateşim olmadığı için, izleyiciden çakmak, kibrit rica ettiğim bir bölüm var, izleyiciyle bu yolla ilişki kurduğum doğaçlama bir diyalog.

Neredeyse tuvalette bile sigara içilmeyen Amerika’da, Avustralya’da sigaramı tüttürerek oynadım oyunu. Kural şu; oyunda sigara içilecektir diye oynayacağınız salona bilgi veriyorsunuz, onlar itfaiyeye bildiriyorlar durumu, oyun başlarken sahnenin sağ ve sol girişlerinde iki itfaiye eri oturuyorlar, bir yangın çıkarsa müdahale etmek üzere, salondaki duman sevmez izleyicileri korumak adına değil, içinde bulunduğumuz tiyatro salonunu yangından korumak üzere.

Bir Brüksel turnesinde böyle izin alınması unutulmuş, sahne amiri Jacques’la epey cebelleştik.

-Yakarsan sigarayı, girerim sahneye, müdahale ederim!
dedi Jacques.

-Sigarayı ben yakıcam ve söndürecem, bir yangın çıkarsa girersin sahneye!
dedim.

-Sigarayı yaktığın an girerim sahneye!
diye inatlaştı.

-Tamam. Girersen, ben de sana yanıtı Fransızca veririm.
dedim. Sigara yakma yeri geldi. Sağ kulis girişinde oturan Jacques’e Fransızca seslendim;

-Yakıyorum sigarayı. Zorundayım. İstersen gel dövüşelim. Sen de sittin yıldır kuliste oturuyorsun, böylece sahneye çıkmış olursun!
dedim. İzleyici alkışlayınca Jacques sahneye girmeye cesaret edemedi. Oyun sonunda Jacques’ı sahneye davet ettim, birlikte selam verdik. Jacques ilk kez sahneye çıkıp alkış aldı.

Ben sigarayı yakmasam hiç sahneye çıkmamış olacaktı. Bana bunun için teşekkür etti. Belki hala hayattadır. İyi yıllar Jacques.

 

Ferhan Şensoy

Aydınlık

Wednesday, January 2, 2013

Galatasaray Tv’de Neler Oluyor?

Hvwzv

Burak Yılmaz’a emek hırsızı diyen, şike sürecinde siyasetle birlikte her taşın altından çıkan, Ntvspor’da Galatasaray’a her daim Galatasaray düşmanlığı peşinde koşan Rıdvan Dilmen, Engelsiz aslanlar için atıp tutan Mehmet Arslan,  Adnan Polat’a hakaret eden İbrahim Seten Galatasaray TV platformunda boy göstereceğine göre, Galatasaray TV’den olan beklentilerimiz haliyle artarak devam ediyor;

Hayır, neresinden bakarsanız bakın elimizde kalan bir durum. Galatasaray kulübü neden böyle bir kulüp? Neden taraftarını bu kadar dışlayan bir kulüp anlamak mümkün değil. Çıkmış Bahri Havadır "Eleştirileri anlayamıyorum" diyor. Ya zaten anlamasını bekleyen yok ama daha da ileri gidiyor ve "bu karar başkanla ortak alındı" diyor. Yiyorlar bir nane, bir de yedikten sonra işi iyice kurumsal mecrada aklamaya çalışıyorlar. Tatlı su kurnazı ya hepsi, Galatasaray taraftarı da aptal ya! Bir de ekliyor, "Galatasaray TV bundan sonra demokratik bir ortam olacak. Herkes, her konuyu tartışabilecek" diyor.

 

O zaman soruyoruz;

 

  • Galatasaray’a küfür eden Ercan Saatçi ne zaman Galatasaray TV’de boy gösterecek?
  • Geçen sene Fenerbahçe maçı öncesi Aziz Yıldırım’a Galatasaray kadrosunu veren Ömer Güvenç ne zaman gelecek?
  • Ya Selçuk Yula? Ne de olsa eski futbolcumuz! Arena’da maçlar öncesi eski futbolcularımıza nazaran düzenlenen program da mutlaka onore edilmeli. Bunu düşünüyor musunuz?
  • Ya Lube Ayar! O ne zaman çıkar ekranlarımıza?
  • Papazın çayırı da herhalde planlarınız dahilindedir değil mi?
  • Ya 12 numara?
  • Son olarak Bahri Havadır en bomba programı Fenerbahçe TV’de YER6 programını yapanları davet ederek gerçekleştirmiş olursunuz diye düşünüyoruz. Yanılıyor muyuz?

 Galatasaray kulübünün taraftarı hiçe sayan yönetim ve başkanına söylüyoruz;

 

Tuttuğunuz yol, yol değil. Tez elden bu programın yayınlanmaması için gerekli işlemleri başlatmanızı ve bizleri aydınlatmanızı bekliyoruz.

 

Ve ayda bir bazı "akil" taraftarlarla kahvaltı yaparak, sohbetler gerçekleştirerek farkında bile olmadığınız gündemler hakkında bilgi sahibi olmanızı öneriyoruz.

 

Sakın ama sakın Rıdvan Dilmen’i bu kanala çıkartmayın.

 

Düşmanlarımızı içimize sokmaktan vazgeçin ve olmayacak dualara amin diyerek taraftarı iyicene çileden çıkartmayın.

http://scoutgs.com/haberler/galatasaray-tvde-neler-oluyor.html 

 

Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.

Tuesday, December 25, 2012

Safiye Sultan Nargile Cafe

İsminden hareketle saraylı bir hanımın inşa ettirdiği eski bir yapı olduğunu düşünmeyin. Eski olmasına eski ama orası eski bir sinagog. Esher Sinagogu. Haliç"in kıyısına inşa edilen ve bir rivayete göre gizli bir tünelle Hasköy"ün iç mahallerine bağlı olduğu iddia edilen yapı, 1912 tarihli Annuaire Oriantale yıllığında Hasköy"de mevcut sinagogların arasında adı geçiyor ve burada görevli haham olarak da Nesim Eskenazi gözüküyor. Hahambaşılık arşivlerindeki 28 Temmuz 1948 tarihli bir rapordan anlaşıldığına göre 1940"lı yıllarda muhtemelen Hasköy yöneticilerinden bir kişi tarafından zift deposu olarak kullanılmak üzere Suphi adında bir şahsa devredilmiş, daha sonra da başkasına devredilerek dökümhane olarak kullanılmış. Haliç sahil düzenlemesi sırasında etrafındaki binalar yıkılmış, ancak sinagog kalıntısı son dakikada tarihi eser sayılarak tek başına korunmaya alınabilmiş. Bina Hasköy"de özellikle 19. yy"da meydana gelen sayısız yangından kurtulabilmeyi başarmış. Restorasyon öncesi görüntüler dört duvardan ibaret. Ancak bugün bambaşka bir isimle ve bambaşka bir hüviyetle karşımızda. Artık orası bir cafe. Uzun bir restorasyon çalışması sonrası yaklaşık 300 bin dolar harcanarak, aslına uygun olarak restore edilmiş. Mekanın ortaklarından Cengiz Özelli otantikliğin korunması için kiremitlerin Çanakkale"den getirildiğini, taşların ise İstanbul Üniversitesi"nin kendi binalarının restorasyonunda kullandığı taşların arta kalanlarından derlendiğini söylüyor. Bu çalışmalar yapılırken Kadir Topbaş"ın yakın ilgisini görmüşler. Haliç"in hemen kenarında olması (Rahmi Koç Müzesi"nden 200 metre ileride), küçük pencerelerinden içeriye sızan ışık, böylesi mekanlara özgü otantik hava ve pek çok başka nedenle cazip bir yer burası. İçki yok, hafta sonları canlı müzik yapılıyor. Sahipleri, meşru dairede eğlenilebileceğini göstermek istiyorlar. Yapının bir zamanlar zift odası ve dökümhane olarak da kullanılmasına rağmen eski bir mabet olması, içkisizlik tercihini daha saygın kılıyor. Az da olsa bazı akşamlar fasıl düzenleniyor. İstanbul"da yeni açılan her mekanda görülebileceği gibi burada da nargile var. Safiye Sultan"ın şefi Cemal Sönmez"in ifadeleriyle burası yakın bir zamanda beş yıldızlı otel kıvamında bir konforu da sunacak. İlgili makamlardan izin alabilirlerse Osmanlı mutfağı ağırlıklı bir restoran bölümü olacak. Cemal Sönmez, Maçka ve Hilton otelinde, Yeniköy Antakya Mutfağı"nda çalışmış. Daha iki aydır hizmette olduklarını, pek çok sürpriz yapacaklarını söylüyor.

Erdoğan hangi padişaha özeniyor?

Washington Times gazetesi, Erdoğan’ı, iç ve dış politikadaki icraatlarından yola çıkarak dört Osmanlı padişahına benzettiği bir yazı kaleme aldı. Gazete Erdoğan için “Osmanlı’nın ateşli bir hayranı” nitelemesinde bulunurken, Erdoğan’ın ODTÜ’de estirdiği polis terörüne de değindi.

Erd-padisah_0

ABD'de yayımlanan Washington Times gazetesi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı dört Osmanlı padişahına benzettiği bir yazı kaleme aldı.

Gazete, ABD’nin, on yılı aşkın bir süredir “demokrasi ve ılımlı İslam modeli” olarak Erdoğan liderliğindeki İslamcı AKP’ye destek verdiğini belirtirken, “Arap Baharı” sürecinde Erdoğan’ın, ABD’nin “yumuşak gücünün bir uzantısı” olarak Libya, Mısır ve Tunus’a gittiğini ve buradaki “çiçeği burnunda” yönetimlere “Türk tipi İslamcı demokrasiyi” benimsemeleri çağrısında bulunduğuna dikkat çekti.

Osmanlılar mı dönüyor?
Erdoğan ve danışmanları için “Osmanlı’nın ateşli bir hayranı” nitelemesinde bulunan gazete, Osmanlıcılıkla birleşen dış politika stratejisinin, Erdoğan hükümetinin Osmanlı’nın bölgedeki eski etkisine benzer bir nüfuzu yeniden elde etme girişimi olarak değerlendirdi.

Gazete, padişahlık arayışı içinde olan Erdoğan için “Erdoğan hangi Osmanlı padişahını taklit etmeye çalışıyor?” diye sordu. Gazete Erdoğan’ın "taklit etmeye çalıştığı" padişahları ve nedenlerini şu şekilde sıraladı:

Sultan Bayezid mi?
Bayezid’in 1485 yılında matbaayı yasaklayan bir kararname yayınladığını belirten gazete, Erdoğan’ın iktidarı döneminde de basın özgürlüğüne karşı “bir terör kampanyası” yürütüldüğünü ve Türkiye’nin dünyada en çok gazetecinin hapis yattığı ülke olduğunu söyledi. Gazete, “AKP muhalifleri acımasız bir şekilde bastırdı ve kamusal alanda görüşlerini dile getiren siyasi rakiplerini hapishanelerde çürümeyle tehdit etti” diye yazdı.

Sultan Abdülhamit mi?
Gazetenin Erdoğan’ı benzettiği başka bir padişah ise Abdülhamit oldu. 1880 yılında Abdülhamit’in, Şeyh Ubeydullah’ın çağrılarına olumlu yanıt vererek, Kürtlerin kısmi bir otonom kazandığını ifade eden gazete, Osmanlının mutlak kontrolü sağlamsından sonra bundan vazgeçtiğini ifade etti.

AKP’nin Kürt açılımının da bundan çok farklı olmadığını belirten gazete, “Kürtler Türklerin yüceliğine beklediği gibi yanıt vermeyince Erdoğan da demirden çizme giyen Abdülhamit’in ayak izinden gitti” diye yazdı.

Sultan Mahmud mu?
Mahmud’un 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nı kapattığını ifade eden gazete, Erdoğan hükümetinin Ergenekon ve Balyoz gibi “kitlesel davalarla” içinde yüzlerce üst düzey askerin de olduğu siyasi rakiplerini tasfiye ettiğini yazdı.

Sultan Selim mi?
Orduyu reforme etmeye çalışan 3. Selim’in girişiminin geri teptiğini ve iki ay sonra suikast sonucu öldürüldüğünü belirten gazete, “insan haklarını açıkça hiçe sayan uygulamalar, Erdoğan’ın felaket nedeni olabilir” dedi.

Geçen hafta Erdoğan’ın ODTÜ ziyaretinde yaşattığı polis terörüne de dikkat çeken gazete, “Erdoğan kendisini tehdit altında hissetmiş olacak ki, İslamcı hükümetlere karşı muhalif tavrıyla bilinen ODTÜ’ye 2500 polis, 20 zırhlı ve 105 koruma aracıyla gitti” dedi. Gazete, olayın çok kısa bir sürede sosyal medya üzerinden “Ferman padişahın, üniversiteler bizimdir” sloganıyla tüm dünyaya yayıldığını belirtti.

(soL- Dış Haberler)

Monday, December 17, 2012

Galatasaray-Besiktas Tekerlekli Basketbol macini bir de buradan okuyun..

Gsbasket'ten Ernoyan Çavdar isimli arkadaşımızın yazısını buraya aktarayım.Kendisi bugün salondaymış ve olayları birebir şekilde anlatıyor. Branş ayırt etmeksizin derbi günleri güne farklı uyanır insan. Benzer duygularla uyandım ben de. Sabah gözlerimi açtığımda aklıma gelen ilk şey Engelsiz Aslanlar'ın bugün yeni sezonda ilk defa taraftarının önüne çıkacağı oldu. Üstelik bu bir derbi maçıydı, geçen sene olduğu gibi! Takımımız sezonu Japonya'da kazandığı kupa ile görkemli şekilde açmıştı. Türkiye'ye döndüğünde Yalova'da şampiyonlara layık biçimde ağırlanmıştı! Hem Yalovalılar, hem de takımımızı orada yalnız bırakmayan taraftarlarımız baş roldeydi. İnsan ister istemez İstanbul'da da benzer bir tablo bekliyor. Aslanlarımız da haliyle bu beklenti içerisinde başlamışlardır güne. Bende ise aksine büyük bir umutsuzluk hakimdi. Galatasaray taraftarı bu önemli günde takımı yalnız bırakacaktı. Maalesef öyle de oldu. Salona adım attığımda henüz Beşiktaş taraftarları teşrif etmemişlerdi. Salonda toplasanız 10 kişi var ya da yoktu. Anlaşılan durum beklentilerimden de vahim olacaktı. "Belki maç saatine doğru gelenler olur." diye beklemeye başladım. Tribünde otururken eski maçları düşünmeye başladım. Özellikle Beşiktaş ile oynadıklarımızı... Sonra aklıma birden geçen sene oynanan maç geldi. Beşiktaşlı ve engelli olduğu iddia edilen bir vatandaşımızın Galatasaray taraftarları tarafından bıçaklandığı dedikodusu türemişti. Doğrulandı mı yalanlandı mı anımsayamadım. Aklımda söylenti olarak kalmış olsa da bir yandan da tam olarak hatırlayamamanın vermiş olduğu huzursuzluk kapladı içimi. İşte tam o an Beşiktaşlı taraftarlar büyük bir gürültüyle içeri girdiler. Bu taraftarların büyük çoğunluğu, belki tamamı, dışarıda içki tüketiyorlardı. Salona girmeden gözlemlemiştim. Kısacası, büyük çoğunluğu sarhoş olan bir kitleden bahsediyoruz. Olay çıkarmaya geldikleri belliydi. Kim tarafından, nasıl organize edilmişlerdi? Basketbol takımlarının Euroleague maçlarında toplasan o kadar seyirciye oynayan bir kulübün taraftarları nasıl oldu da Türkiye'de popülaritesi sorgulanan bir branştaki maça bu kadar kalabalık gelmişlerdi? Kendimce iki cevap buldum. 1) Geçen sene yaşandığı iddia edilen o olayın rövanşı alınmak isteniyordu. 2) Yönetimleri organize etmişti. Cevap: Bence hepsi. Beşiktaşlıların salona gelişi kendimi geçtim, takım üzerinde çok büyük bir moral bozukluğu yarattı. Tabii ki moral bozukluğunun temel sebebi ev sahibi olduğumuz bir maçta deplasman havasını yaşıyor olmak da bu moral bozukluğunda büyük etken oldu. Herkesin bir isyanı vardı. "Bir deplasman maçı" daha yapacaktık. Derken ilk seans başladı. Salona gelen Beşiktaş taraftarı galiz küfürlerle tezahürata başladılar. Nefret dolu söylemlerin özellikle bu branşta salonlara yakışmadığını geçtim, herhangi bir şekilde hayatın herhangi bir noktasına yakışmıyor. Belli ki orada bulunanlar olay çıkarmayı zaten kafalarına koymuşlar ve bahane arıyorlar. Şaşırdım mı? Elbette hayır. Zira bunu ilk kez yapmıyorlar. Deplasmanda oynanılan her maçta benzer tablolar, özellikle nefret içeren davranışlar, gözlemleniyor. Aslanlarımızın yanında olmak isteyen 3-5 taraftarımızın takım otobüsüyle güç bela salondan çıktığı günleri de unutmuyoruz. Neyse, ilk seansa devam edelim. Yıldız Teknik'ten olduğunu tahmin ettiğim arkadaşlar salona geldiler. Yaptıkları tek şey pankartları asmaktı. "Peşindeyiz" pankartı asılmaya çalışıldığında 2-3 Beşiktaşlının bir anda sahaya girdiklerini gördüm. Pankartı çocukların ellerinden almaya çalışıyorlardı. Vermedi bizimkiler. Pankart namus netice itibariyle. Direnince saldırdılar. Onlar saldırınca tüm Beşiktaş tribünü bir anda sahaya indi. Şimdi soruyorum: Provokasyon var mı? Küfür içeren bir pankart mı? Kim provoke etmiş? Beşiktaş taraftarı neden ve ne için o çocuklara saldırdı? Neden birkaçı sporcuların üzerine yürümeye çalıştı da sonra vazgeçirildi? Bütün Beşiktaş taraftarı çocukların üzerine yürüyünce yüzlerinde ufak tefek darp izleri oluştu haliyle. O arada Sedat Hoca tüm takımı içeri çekti. O ara Beşiktaş taraftarlarından bir tanesi de bana sataşmaya çalıştı ama karşılık vermedim. Ne olur ne olmaz diyerek ben de içeri geçtim. Oyuncularımızın sinirlerini ve moral bozukluklarını yüzlerinden okumak mümkündü. Muhtemelen orada kendilerini sahipsiz hissettiler. Taraftarımız yok denecek kadar az, Beşiktaşlılar zıvanadan çıkmış durumdalar... Ne desek boş. Olayların ardından Sedat Hoca ve takımımızın yetkilileri olayların daha da büyümesini engelleme adına TBESF temsilcileriyle görüşmeler yaptılar. Beşiktaş taraftarının salonda bulunmasının sıkıntı yaratacağı, ilerleyen dönemde çok daha büyük olaylarla karşılaşılmasının çok muhtemel olduğu iletildi. Yukarıda yazdığım olayları yapan Beşiktaş taraftarından da, bu olayları ödetmek için kendilerine haber gönderilen Galatasaray taraftarından da beklenilebilir bir durumdu. Anlatıldı. Anlatılmaya çalışıldı ama alınan cevap komediden de öteydi "Alışırlar." Bu zihniyet bir olay çıkmayacağını söylüyor ve optimist bir bakış açısıyla iki tarafında maç içerisinde sakinleşeceğini düşünüyordu. Hangi akla hizmet bu düşünce kafasında oluştu bilinmez ama bu tarz olayların öncü olduğunu göremeyecek kadar olaydan kopuk olduğu kesin. Doğal olarak yetkililer ikna edilemedi. 3-5 olan polis sayısı biraz artırılarak olayın çözüme kavuşacağı düşünüldü ve maç bu gergin ortamda başladı. Keşke tamamlanabilseydi... İki takım da oynanan 13-14 dakikalık süreçte oldukça iyi bir basketbol ortaya koydular. Tekerlekli sandalye basketbolunu Türkiye'de bu denli üst düzey seyretmenin keyfini 5 sayılık farklı süslemişken, ki fark daha da açılacağa benziyordu, olanlar oldu... Hiç sektirmeden anlatacağım. Yalnızca isim vermeyeceğim. Salonda olan herkes olayları bu şekilde doğrulayacaktır. Çekim de yapılıyordu. İsteyen açar, bakar. Salona sonradan giren ufak bir grup Galatasaray taraftarı karşıda duran Beşiktaş taraftarına "Dışarıya..." işaretini yaptı ve o tarafa doğru yöneldi. Bunu gören Beşiktaş taraftarı da merdivenlere doğru gitmeye çalıştı ama ne olduysa bir anda tribüne püskürüldüler. Arka tarafta ne oldu bilmiyorum ama karşılıklı bir şeyler fırlatılmış. Dışarı çıkanlar elbette olmuştur. Olayın o kısmına dair hiçbir bilgim yok. Tribüne püskürtülen Beşiktaş taraftarı cam, demir, plastik, ellerine ne geçtiyse kırdılar ve bizim taraftarımızın bulunduğu yere doğru fırlattılar. O taraftan da karşılık geldi elbette. Kendilerine atılanları iade ettiler. Arada kalan kadınların ve çocukların durumu malumunuz... Üstelik orada sporcularımızın ve teknik ekibimizin de aileleri bulunuyordu... Bir şekilde onlar oradan tahliye edildi ama olaylar dinmek bilmedi. Polis müdahalesi kaçınılmaz hal alınca, biber gazı da kaçınılmaz oluyor. Ortalık toz duman, içeride nefes almak zor... Daha ne olsun? O arada sporcuların üzerine gelen maddeler de oldu. Bizzat bir Beşiktaş taraftarının Özgür'ün üzerine fırlattığı yabancı cismi unutmamak lazım. Beşiktaşlı taraftarların karşıya atmaya çalıştıkları cisimlerin kendi sporcularının üzerine geldiğini de... Özellikle koltukların... İzleyiniz: Galatasaray-Besiktas macinda cikan olaylardan... - YouTube Gerisini zaten biliyorsunuz. Maç tehir edildi. Yaralananlar oldu. Gerçekten bu sporu izlemek ve icra etmek için o salonda bulunanların hepsi madur oldu. Şimdi geliyoruz esas noktaya. Aralarda bazı soruları sıkıştırdık ama ayrı yazmakta fayda var. 1) Erkek basketbol takımının Euroleague maçına bile ancak bu oranda gidebilen Beşiktaş taraftarı nasıl oldu da popüler olmayan bir branşın maçına bu denli ilgi gösterdi? Kim organize etti? 2) Olayların büyüyeceğini öngören takım yetkililerimizin önerileri neden dikkate alınmadı? Federasyon yetkilileri neden bile bile lades dediler? 3) Derbi maçında salonda 3-5 polis bulundurmak nasıl mümkün olabiliyor? Polis o kadar azınlıktayken doğal olarak ilk olaylara müdahale edemezdi. Peki alkollü taraftarı neden içeri aldılar? Üzerlerini neden aramadılar? Bu insanlar muhtemelen kesici, delici alet de taşıyorlardı yanlarında. Ya sporculardan bir tanesi zarar görseydi? Ya oradaki herhangi bir insan salon içerisinde zarar görseydi? Daha sonra gelen takviye kuvvete ne demeli? Salon içerisinde biber gazı sıkılır mı? 4) Gelelim büyük Galatasaray taraftarına. Bu takımın yalnız bırakıldığı yetmedi mi? Yalnız oldukları sadece olay çıktığı zaman mı akıllara gelecek? Kimseye tribün adabı öğretecek değilim, o denli hakim de değilim ama bu kadar başarılı olmuş bir branşın salonlarda yalnız bırakılması içime sinmiyor. Diğer branşların maçları olduğunda az sayıda taraftar olması anlaşılabilir ancak Ahmet Cömert gibi ufak bir salona 200-300 kişi sokamıyorsak yazıklar olsun. Sporcularımızın morallerini o denli bozmaya hiçbirimizin hakkı yok. Üstelik onlar bize o kadar sevinç yaşatmışken... 5) İnsanların tekerlekli sandalyelerini, koltuk değneklerini savaş aleti olarak kullanan zavallılar... Hangi zorluklarda onların elde edildiğinin farkında mısınız? İnsan bile olmadığınızın farkında mısınız? Başka sözüm yok. 6) Gelelim televizyonda açıklama yapan Beşiktaş yetkilisine: https://www.youtube.com/watch?featur...v=cXriIoXqi0c#! Olayların iç yüzünü bilmeden insanları suçlamak da neyin nesi? Gerçi sahada her şeye şahit olup, hala daha bizi suçlayabilen insanlarla bir arada olmanız (Belki de o sizdiniz.) bu durumu olağan hale getiriyor. "Profesyoneller" olarak bahsettiğiniz Sedat Hoca'nın, Abdurrahman Bey'in olayların yatışması adına nasıl çaba gösterdiklerini görmüyorsanız bir şey diyemiyorum. Neymiş, skor odaklılık varmış. Daha rahat kazanmak adına Beşiktaş taraftarına istemiyormuşuz. Şimdi şımarıklık olacak ama beyefendi Beşiktaş taraftarı varken de 40 sayılık farkla kazandık. Olay Beşiktaşlıların skora etkisi değil, çıkabilecek olaylar ile insanların canlarının yanmasının engellenmesiydi. Tabii siz bunu ne kadar önemsediniz? Bir de üzerine provokasyon olduğunu söylüyorsunuz. Söyleyin, bu mu provokasyon. Bu denli at gözlüğü ile bakmayınız. 7) Gelelim kendi yöneticilerimize. Sizler de bu takımı sahipsiz bırakıyorsunuz. Braga maçı, o maçı, bu maçı anlayış gösteriliyor ama bir yere kadar... Derbi haftasıyken taraftarı organize edecek bir hareket düzenlenemez miydi? Beşiktaşlıların salona girişi çok önceden TBESF, GSGM ve İl Güvenlik Kurulu ile konuşulup engellenemez miydi? Neden her şey başımıza gelen kötü olaylardan sonra aklınıza geliyor? Hoş, aklınıza gelecek mi? O da soru işareti... İkinci yarı Akatlar'da göreceğiz. Bir soru da ultrAslan'a. Her şey kareografi mi? Fenerbahçe'ye her şeyinizle odaklanmak zorunda mısınız? Neden sizden bir organizasyon çağrısı gelmedi? Foruma girdiğimde maç duyurusu bile yoktu. Kusura bakmayınız. Bu olayların başlangıcında sizin de sorumluluğunuz var. Bu takımı yalnız bırakmasaydınız o insanlar ellerini kollarını sallaya sallaya salona giremeyeceklerdi. Sınıfta kaldınız, kusura bakmayın. 9) Sevgili klavye taraftarları, bir sözüm de sizlere. Kusura bakmayınız, tivitir, feysbuk üzerinden resim/video paylaşmakla, iki satır küfür etmekle olmuyor bu işler. Sizleri salonlarda takımlarımızın yanında görmek isteriz. (İmkanı olmayıp da gelemeyenleri tenzih ediyorum.) Soracak, sorgulanacak çok şey var. Bu işin Galatasaray'ı, Beşiktaş'ı yok. Ortada çok büyük bir ayıp var. İnsanların canları yandı. Mutlu musunuz?