Tuesday, December 25, 2012

Safiye Sultan Nargile Cafe

İsminden hareketle saraylı bir hanımın inşa ettirdiği eski bir yapı olduğunu düşünmeyin. Eski olmasına eski ama orası eski bir sinagog. Esher Sinagogu. Haliç"in kıyısına inşa edilen ve bir rivayete göre gizli bir tünelle Hasköy"ün iç mahallerine bağlı olduğu iddia edilen yapı, 1912 tarihli Annuaire Oriantale yıllığında Hasköy"de mevcut sinagogların arasında adı geçiyor ve burada görevli haham olarak da Nesim Eskenazi gözüküyor. Hahambaşılık arşivlerindeki 28 Temmuz 1948 tarihli bir rapordan anlaşıldığına göre 1940"lı yıllarda muhtemelen Hasköy yöneticilerinden bir kişi tarafından zift deposu olarak kullanılmak üzere Suphi adında bir şahsa devredilmiş, daha sonra da başkasına devredilerek dökümhane olarak kullanılmış. Haliç sahil düzenlemesi sırasında etrafındaki binalar yıkılmış, ancak sinagog kalıntısı son dakikada tarihi eser sayılarak tek başına korunmaya alınabilmiş. Bina Hasköy"de özellikle 19. yy"da meydana gelen sayısız yangından kurtulabilmeyi başarmış. Restorasyon öncesi görüntüler dört duvardan ibaret. Ancak bugün bambaşka bir isimle ve bambaşka bir hüviyetle karşımızda. Artık orası bir cafe. Uzun bir restorasyon çalışması sonrası yaklaşık 300 bin dolar harcanarak, aslına uygun olarak restore edilmiş. Mekanın ortaklarından Cengiz Özelli otantikliğin korunması için kiremitlerin Çanakkale"den getirildiğini, taşların ise İstanbul Üniversitesi"nin kendi binalarının restorasyonunda kullandığı taşların arta kalanlarından derlendiğini söylüyor. Bu çalışmalar yapılırken Kadir Topbaş"ın yakın ilgisini görmüşler. Haliç"in hemen kenarında olması (Rahmi Koç Müzesi"nden 200 metre ileride), küçük pencerelerinden içeriye sızan ışık, böylesi mekanlara özgü otantik hava ve pek çok başka nedenle cazip bir yer burası. İçki yok, hafta sonları canlı müzik yapılıyor. Sahipleri, meşru dairede eğlenilebileceğini göstermek istiyorlar. Yapının bir zamanlar zift odası ve dökümhane olarak da kullanılmasına rağmen eski bir mabet olması, içkisizlik tercihini daha saygın kılıyor. Az da olsa bazı akşamlar fasıl düzenleniyor. İstanbul"da yeni açılan her mekanda görülebileceği gibi burada da nargile var. Safiye Sultan"ın şefi Cemal Sönmez"in ifadeleriyle burası yakın bir zamanda beş yıldızlı otel kıvamında bir konforu da sunacak. İlgili makamlardan izin alabilirlerse Osmanlı mutfağı ağırlıklı bir restoran bölümü olacak. Cemal Sönmez, Maçka ve Hilton otelinde, Yeniköy Antakya Mutfağı"nda çalışmış. Daha iki aydır hizmette olduklarını, pek çok sürpriz yapacaklarını söylüyor.

Erdoğan hangi padişaha özeniyor?

Washington Times gazetesi, Erdoğan’ı, iç ve dış politikadaki icraatlarından yola çıkarak dört Osmanlı padişahına benzettiği bir yazı kaleme aldı. Gazete Erdoğan için “Osmanlı’nın ateşli bir hayranı” nitelemesinde bulunurken, Erdoğan’ın ODTÜ’de estirdiği polis terörüne de değindi.

Erd-padisah_0

ABD'de yayımlanan Washington Times gazetesi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı dört Osmanlı padişahına benzettiği bir yazı kaleme aldı.

Gazete, ABD’nin, on yılı aşkın bir süredir “demokrasi ve ılımlı İslam modeli” olarak Erdoğan liderliğindeki İslamcı AKP’ye destek verdiğini belirtirken, “Arap Baharı” sürecinde Erdoğan’ın, ABD’nin “yumuşak gücünün bir uzantısı” olarak Libya, Mısır ve Tunus’a gittiğini ve buradaki “çiçeği burnunda” yönetimlere “Türk tipi İslamcı demokrasiyi” benimsemeleri çağrısında bulunduğuna dikkat çekti.

Osmanlılar mı dönüyor?
Erdoğan ve danışmanları için “Osmanlı’nın ateşli bir hayranı” nitelemesinde bulunan gazete, Osmanlıcılıkla birleşen dış politika stratejisinin, Erdoğan hükümetinin Osmanlı’nın bölgedeki eski etkisine benzer bir nüfuzu yeniden elde etme girişimi olarak değerlendirdi.

Gazete, padişahlık arayışı içinde olan Erdoğan için “Erdoğan hangi Osmanlı padişahını taklit etmeye çalışıyor?” diye sordu. Gazete Erdoğan’ın "taklit etmeye çalıştığı" padişahları ve nedenlerini şu şekilde sıraladı:

Sultan Bayezid mi?
Bayezid’in 1485 yılında matbaayı yasaklayan bir kararname yayınladığını belirten gazete, Erdoğan’ın iktidarı döneminde de basın özgürlüğüne karşı “bir terör kampanyası” yürütüldüğünü ve Türkiye’nin dünyada en çok gazetecinin hapis yattığı ülke olduğunu söyledi. Gazete, “AKP muhalifleri acımasız bir şekilde bastırdı ve kamusal alanda görüşlerini dile getiren siyasi rakiplerini hapishanelerde çürümeyle tehdit etti” diye yazdı.

Sultan Abdülhamit mi?
Gazetenin Erdoğan’ı benzettiği başka bir padişah ise Abdülhamit oldu. 1880 yılında Abdülhamit’in, Şeyh Ubeydullah’ın çağrılarına olumlu yanıt vererek, Kürtlerin kısmi bir otonom kazandığını ifade eden gazete, Osmanlının mutlak kontrolü sağlamsından sonra bundan vazgeçtiğini ifade etti.

AKP’nin Kürt açılımının da bundan çok farklı olmadığını belirten gazete, “Kürtler Türklerin yüceliğine beklediği gibi yanıt vermeyince Erdoğan da demirden çizme giyen Abdülhamit’in ayak izinden gitti” diye yazdı.

Sultan Mahmud mu?
Mahmud’un 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nı kapattığını ifade eden gazete, Erdoğan hükümetinin Ergenekon ve Balyoz gibi “kitlesel davalarla” içinde yüzlerce üst düzey askerin de olduğu siyasi rakiplerini tasfiye ettiğini yazdı.

Sultan Selim mi?
Orduyu reforme etmeye çalışan 3. Selim’in girişiminin geri teptiğini ve iki ay sonra suikast sonucu öldürüldüğünü belirten gazete, “insan haklarını açıkça hiçe sayan uygulamalar, Erdoğan’ın felaket nedeni olabilir” dedi.

Geçen hafta Erdoğan’ın ODTÜ ziyaretinde yaşattığı polis terörüne de dikkat çeken gazete, “Erdoğan kendisini tehdit altında hissetmiş olacak ki, İslamcı hükümetlere karşı muhalif tavrıyla bilinen ODTÜ’ye 2500 polis, 20 zırhlı ve 105 koruma aracıyla gitti” dedi. Gazete, olayın çok kısa bir sürede sosyal medya üzerinden “Ferman padişahın, üniversiteler bizimdir” sloganıyla tüm dünyaya yayıldığını belirtti.

(soL- Dış Haberler)

Monday, December 17, 2012

Galatasaray-Besiktas Tekerlekli Basketbol macini bir de buradan okuyun..

Gsbasket'ten Ernoyan Çavdar isimli arkadaşımızın yazısını buraya aktarayım.Kendisi bugün salondaymış ve olayları birebir şekilde anlatıyor. Branş ayırt etmeksizin derbi günleri güne farklı uyanır insan. Benzer duygularla uyandım ben de. Sabah gözlerimi açtığımda aklıma gelen ilk şey Engelsiz Aslanlar'ın bugün yeni sezonda ilk defa taraftarının önüne çıkacağı oldu. Üstelik bu bir derbi maçıydı, geçen sene olduğu gibi! Takımımız sezonu Japonya'da kazandığı kupa ile görkemli şekilde açmıştı. Türkiye'ye döndüğünde Yalova'da şampiyonlara layık biçimde ağırlanmıştı! Hem Yalovalılar, hem de takımımızı orada yalnız bırakmayan taraftarlarımız baş roldeydi. İnsan ister istemez İstanbul'da da benzer bir tablo bekliyor. Aslanlarımız da haliyle bu beklenti içerisinde başlamışlardır güne. Bende ise aksine büyük bir umutsuzluk hakimdi. Galatasaray taraftarı bu önemli günde takımı yalnız bırakacaktı. Maalesef öyle de oldu. Salona adım attığımda henüz Beşiktaş taraftarları teşrif etmemişlerdi. Salonda toplasanız 10 kişi var ya da yoktu. Anlaşılan durum beklentilerimden de vahim olacaktı. "Belki maç saatine doğru gelenler olur." diye beklemeye başladım. Tribünde otururken eski maçları düşünmeye başladım. Özellikle Beşiktaş ile oynadıklarımızı... Sonra aklıma birden geçen sene oynanan maç geldi. Beşiktaşlı ve engelli olduğu iddia edilen bir vatandaşımızın Galatasaray taraftarları tarafından bıçaklandığı dedikodusu türemişti. Doğrulandı mı yalanlandı mı anımsayamadım. Aklımda söylenti olarak kalmış olsa da bir yandan da tam olarak hatırlayamamanın vermiş olduğu huzursuzluk kapladı içimi. İşte tam o an Beşiktaşlı taraftarlar büyük bir gürültüyle içeri girdiler. Bu taraftarların büyük çoğunluğu, belki tamamı, dışarıda içki tüketiyorlardı. Salona girmeden gözlemlemiştim. Kısacası, büyük çoğunluğu sarhoş olan bir kitleden bahsediyoruz. Olay çıkarmaya geldikleri belliydi. Kim tarafından, nasıl organize edilmişlerdi? Basketbol takımlarının Euroleague maçlarında toplasan o kadar seyirciye oynayan bir kulübün taraftarları nasıl oldu da Türkiye'de popülaritesi sorgulanan bir branştaki maça bu kadar kalabalık gelmişlerdi? Kendimce iki cevap buldum. 1) Geçen sene yaşandığı iddia edilen o olayın rövanşı alınmak isteniyordu. 2) Yönetimleri organize etmişti. Cevap: Bence hepsi. Beşiktaşlıların salona gelişi kendimi geçtim, takım üzerinde çok büyük bir moral bozukluğu yarattı. Tabii ki moral bozukluğunun temel sebebi ev sahibi olduğumuz bir maçta deplasman havasını yaşıyor olmak da bu moral bozukluğunda büyük etken oldu. Herkesin bir isyanı vardı. "Bir deplasman maçı" daha yapacaktık. Derken ilk seans başladı. Salona gelen Beşiktaş taraftarı galiz küfürlerle tezahürata başladılar. Nefret dolu söylemlerin özellikle bu branşta salonlara yakışmadığını geçtim, herhangi bir şekilde hayatın herhangi bir noktasına yakışmıyor. Belli ki orada bulunanlar olay çıkarmayı zaten kafalarına koymuşlar ve bahane arıyorlar. Şaşırdım mı? Elbette hayır. Zira bunu ilk kez yapmıyorlar. Deplasmanda oynanılan her maçta benzer tablolar, özellikle nefret içeren davranışlar, gözlemleniyor. Aslanlarımızın yanında olmak isteyen 3-5 taraftarımızın takım otobüsüyle güç bela salondan çıktığı günleri de unutmuyoruz. Neyse, ilk seansa devam edelim. Yıldız Teknik'ten olduğunu tahmin ettiğim arkadaşlar salona geldiler. Yaptıkları tek şey pankartları asmaktı. "Peşindeyiz" pankartı asılmaya çalışıldığında 2-3 Beşiktaşlının bir anda sahaya girdiklerini gördüm. Pankartı çocukların ellerinden almaya çalışıyorlardı. Vermedi bizimkiler. Pankart namus netice itibariyle. Direnince saldırdılar. Onlar saldırınca tüm Beşiktaş tribünü bir anda sahaya indi. Şimdi soruyorum: Provokasyon var mı? Küfür içeren bir pankart mı? Kim provoke etmiş? Beşiktaş taraftarı neden ve ne için o çocuklara saldırdı? Neden birkaçı sporcuların üzerine yürümeye çalıştı da sonra vazgeçirildi? Bütün Beşiktaş taraftarı çocukların üzerine yürüyünce yüzlerinde ufak tefek darp izleri oluştu haliyle. O arada Sedat Hoca tüm takımı içeri çekti. O ara Beşiktaş taraftarlarından bir tanesi de bana sataşmaya çalıştı ama karşılık vermedim. Ne olur ne olmaz diyerek ben de içeri geçtim. Oyuncularımızın sinirlerini ve moral bozukluklarını yüzlerinden okumak mümkündü. Muhtemelen orada kendilerini sahipsiz hissettiler. Taraftarımız yok denecek kadar az, Beşiktaşlılar zıvanadan çıkmış durumdalar... Ne desek boş. Olayların ardından Sedat Hoca ve takımımızın yetkilileri olayların daha da büyümesini engelleme adına TBESF temsilcileriyle görüşmeler yaptılar. Beşiktaş taraftarının salonda bulunmasının sıkıntı yaratacağı, ilerleyen dönemde çok daha büyük olaylarla karşılaşılmasının çok muhtemel olduğu iletildi. Yukarıda yazdığım olayları yapan Beşiktaş taraftarından da, bu olayları ödetmek için kendilerine haber gönderilen Galatasaray taraftarından da beklenilebilir bir durumdu. Anlatıldı. Anlatılmaya çalışıldı ama alınan cevap komediden de öteydi "Alışırlar." Bu zihniyet bir olay çıkmayacağını söylüyor ve optimist bir bakış açısıyla iki tarafında maç içerisinde sakinleşeceğini düşünüyordu. Hangi akla hizmet bu düşünce kafasında oluştu bilinmez ama bu tarz olayların öncü olduğunu göremeyecek kadar olaydan kopuk olduğu kesin. Doğal olarak yetkililer ikna edilemedi. 3-5 olan polis sayısı biraz artırılarak olayın çözüme kavuşacağı düşünüldü ve maç bu gergin ortamda başladı. Keşke tamamlanabilseydi... İki takım da oynanan 13-14 dakikalık süreçte oldukça iyi bir basketbol ortaya koydular. Tekerlekli sandalye basketbolunu Türkiye'de bu denli üst düzey seyretmenin keyfini 5 sayılık farklı süslemişken, ki fark daha da açılacağa benziyordu, olanlar oldu... Hiç sektirmeden anlatacağım. Yalnızca isim vermeyeceğim. Salonda olan herkes olayları bu şekilde doğrulayacaktır. Çekim de yapılıyordu. İsteyen açar, bakar. Salona sonradan giren ufak bir grup Galatasaray taraftarı karşıda duran Beşiktaş taraftarına "Dışarıya..." işaretini yaptı ve o tarafa doğru yöneldi. Bunu gören Beşiktaş taraftarı da merdivenlere doğru gitmeye çalıştı ama ne olduysa bir anda tribüne püskürüldüler. Arka tarafta ne oldu bilmiyorum ama karşılıklı bir şeyler fırlatılmış. Dışarı çıkanlar elbette olmuştur. Olayın o kısmına dair hiçbir bilgim yok. Tribüne püskürtülen Beşiktaş taraftarı cam, demir, plastik, ellerine ne geçtiyse kırdılar ve bizim taraftarımızın bulunduğu yere doğru fırlattılar. O taraftan da karşılık geldi elbette. Kendilerine atılanları iade ettiler. Arada kalan kadınların ve çocukların durumu malumunuz... Üstelik orada sporcularımızın ve teknik ekibimizin de aileleri bulunuyordu... Bir şekilde onlar oradan tahliye edildi ama olaylar dinmek bilmedi. Polis müdahalesi kaçınılmaz hal alınca, biber gazı da kaçınılmaz oluyor. Ortalık toz duman, içeride nefes almak zor... Daha ne olsun? O arada sporcuların üzerine gelen maddeler de oldu. Bizzat bir Beşiktaş taraftarının Özgür'ün üzerine fırlattığı yabancı cismi unutmamak lazım. Beşiktaşlı taraftarların karşıya atmaya çalıştıkları cisimlerin kendi sporcularının üzerine geldiğini de... Özellikle koltukların... İzleyiniz: Galatasaray-Besiktas macinda cikan olaylardan... - YouTube Gerisini zaten biliyorsunuz. Maç tehir edildi. Yaralananlar oldu. Gerçekten bu sporu izlemek ve icra etmek için o salonda bulunanların hepsi madur oldu. Şimdi geliyoruz esas noktaya. Aralarda bazı soruları sıkıştırdık ama ayrı yazmakta fayda var. 1) Erkek basketbol takımının Euroleague maçına bile ancak bu oranda gidebilen Beşiktaş taraftarı nasıl oldu da popüler olmayan bir branşın maçına bu denli ilgi gösterdi? Kim organize etti? 2) Olayların büyüyeceğini öngören takım yetkililerimizin önerileri neden dikkate alınmadı? Federasyon yetkilileri neden bile bile lades dediler? 3) Derbi maçında salonda 3-5 polis bulundurmak nasıl mümkün olabiliyor? Polis o kadar azınlıktayken doğal olarak ilk olaylara müdahale edemezdi. Peki alkollü taraftarı neden içeri aldılar? Üzerlerini neden aramadılar? Bu insanlar muhtemelen kesici, delici alet de taşıyorlardı yanlarında. Ya sporculardan bir tanesi zarar görseydi? Ya oradaki herhangi bir insan salon içerisinde zarar görseydi? Daha sonra gelen takviye kuvvete ne demeli? Salon içerisinde biber gazı sıkılır mı? 4) Gelelim büyük Galatasaray taraftarına. Bu takımın yalnız bırakıldığı yetmedi mi? Yalnız oldukları sadece olay çıktığı zaman mı akıllara gelecek? Kimseye tribün adabı öğretecek değilim, o denli hakim de değilim ama bu kadar başarılı olmuş bir branşın salonlarda yalnız bırakılması içime sinmiyor. Diğer branşların maçları olduğunda az sayıda taraftar olması anlaşılabilir ancak Ahmet Cömert gibi ufak bir salona 200-300 kişi sokamıyorsak yazıklar olsun. Sporcularımızın morallerini o denli bozmaya hiçbirimizin hakkı yok. Üstelik onlar bize o kadar sevinç yaşatmışken... 5) İnsanların tekerlekli sandalyelerini, koltuk değneklerini savaş aleti olarak kullanan zavallılar... Hangi zorluklarda onların elde edildiğinin farkında mısınız? İnsan bile olmadığınızın farkında mısınız? Başka sözüm yok. 6) Gelelim televizyonda açıklama yapan Beşiktaş yetkilisine: https://www.youtube.com/watch?featur...v=cXriIoXqi0c#! Olayların iç yüzünü bilmeden insanları suçlamak da neyin nesi? Gerçi sahada her şeye şahit olup, hala daha bizi suçlayabilen insanlarla bir arada olmanız (Belki de o sizdiniz.) bu durumu olağan hale getiriyor. "Profesyoneller" olarak bahsettiğiniz Sedat Hoca'nın, Abdurrahman Bey'in olayların yatışması adına nasıl çaba gösterdiklerini görmüyorsanız bir şey diyemiyorum. Neymiş, skor odaklılık varmış. Daha rahat kazanmak adına Beşiktaş taraftarına istemiyormuşuz. Şimdi şımarıklık olacak ama beyefendi Beşiktaş taraftarı varken de 40 sayılık farkla kazandık. Olay Beşiktaşlıların skora etkisi değil, çıkabilecek olaylar ile insanların canlarının yanmasının engellenmesiydi. Tabii siz bunu ne kadar önemsediniz? Bir de üzerine provokasyon olduğunu söylüyorsunuz. Söyleyin, bu mu provokasyon. Bu denli at gözlüğü ile bakmayınız. 7) Gelelim kendi yöneticilerimize. Sizler de bu takımı sahipsiz bırakıyorsunuz. Braga maçı, o maçı, bu maçı anlayış gösteriliyor ama bir yere kadar... Derbi haftasıyken taraftarı organize edecek bir hareket düzenlenemez miydi? Beşiktaşlıların salona girişi çok önceden TBESF, GSGM ve İl Güvenlik Kurulu ile konuşulup engellenemez miydi? Neden her şey başımıza gelen kötü olaylardan sonra aklınıza geliyor? Hoş, aklınıza gelecek mi? O da soru işareti... İkinci yarı Akatlar'da göreceğiz. Bir soru da ultrAslan'a. Her şey kareografi mi? Fenerbahçe'ye her şeyinizle odaklanmak zorunda mısınız? Neden sizden bir organizasyon çağrısı gelmedi? Foruma girdiğimde maç duyurusu bile yoktu. Kusura bakmayınız. Bu olayların başlangıcında sizin de sorumluluğunuz var. Bu takımı yalnız bırakmasaydınız o insanlar ellerini kollarını sallaya sallaya salona giremeyeceklerdi. Sınıfta kaldınız, kusura bakmayın. 9) Sevgili klavye taraftarları, bir sözüm de sizlere. Kusura bakmayınız, tivitir, feysbuk üzerinden resim/video paylaşmakla, iki satır küfür etmekle olmuyor bu işler. Sizleri salonlarda takımlarımızın yanında görmek isteriz. (İmkanı olmayıp da gelemeyenleri tenzih ediyorum.) Soracak, sorgulanacak çok şey var. Bu işin Galatasaray'ı, Beşiktaş'ı yok. Ortada çok büyük bir ayıp var. İnsanların canları yandı. Mutlu musunuz?

Wednesday, December 12, 2012

Bu Israili

Kıbrıs Rum kesimini ziyaret eden Filistin lideri Mahmud Abbas, Kıbrıs sorununda Rum tezlerini desteklediklerini açıkladı. Rum Yönetimi ise, Filistin’de temsilcilik açma kararı aldı. BUNU UNUTTUK! xxx BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, İsrail ve ABD’ye Filistin konusunda sert mesajlar vererek, “Bu İsrail’i iyi tanıyalım. Bunlarda her oyun var. BM kararını kabul etsen ne etmesen ne, bundan sonra farklı olacak, oyun bu şekilde devam etmez” dedi.Filistin Büyükelçiliği, Filistin’in BM’de gözlemci devlet statüsü kazanması nedeniyle Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ve Başbakan Tayyip Erdoğan onuruna akşam yemeği verdi.Yemekte Filistin’in Ankara Büyükelçisi Nebil Maruf tarafından, “İsrail’e ‘one minute’ diyen lider” anonsuyla kürsüye davet edilen Erdoğan şunları söyledi: KABUL ETMESEN NE YAZAR “BM İsrail’in nükleer çalışmalarını denetim konusunda karar aldı. İsrail bu kararı tanımadığını söyledi. Bu ne demektir? Ey İsrail kendine gel. Ha İsrail demiş ki ben bunu kabul etmiyorum. Kabul etsen ne yazar etmesen ne yazar. Bundan sonraki değerlendirme çok daha farklı olacak. Ey Peres sen bir zamanlar bana ‘bu topraklarda Türkiye olarak konut yapımında başarılısın. Filistinlilere konut yapma konusunda siz bilginizi temin edin ben de parayı temin edeyim burada Filistinlilere konut yapalım’ diyen değil miydin ya? Şimdi cumhurbaşkanı olunca mı değişti bu? Ama bu İsrail akşam başka sabah başka. Bunları iyi tanıyalım. Bunlarda her oyun var. Son olarak İsrail yönetimi Doğu Kudüs ve Batı Şeri’da toplam 3 bin konut inşa edilmesine onay verdi. İki devletli çözüm vizyonunu tehlikeye atacak şekilde imar planını ilerletme kararı aldı. ŞİMDİ NE OLDU Buradan Amerikalı dostlarımıza da sesleniyorum. 2 devletli sistemi isteyen siz değil miydiniz? Şimdi ne oldu da Filistin’in devlet olmasına karşı durdunuz? Bunu anlamak mümkün değil. 1 yıl önce ‘önümüzdeki yıl BM’de Filistin’in bayrağını göreceksiniz’ derken öbür yıl orada bir manevra yapıyor. Ben kendilerine söylediğim için rahat söylüyorum. Bunlar bizzat yüzlerine söylenmiştir. VİCDAN BORCU İşimiz henüz bitmiş değil. Uluslararası toplum Filistinlilere yönelik vicdani, hukuki, siyasi borcunu ancak Filistin BM’ye tam üye olarak kabul edildiği gün ödemiş olacaktır. Türkiye olarak bize inanan ve güvenen dostlarımızla birlikte Filistin’in tam üyelik başvurusunun bir an önce olumlu şekilde sonuçlanması için gayret göstermeye devam edeceğiz. KALICI BARIŞ İÇİN FİLİSTİN KURULMALI Filistin’in devlet olarak tanınmasıyla atılan bu adım sonrasında artık bölgede kalıcı bir barışın tesis edilmesinin zamanının geldiğine inanıyorum. Bunun yolu öncelikle Filistin halkına uygulanan baskılara son verilmesinden ve 1967 sınırları içinde başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin’in kurulmasından geçiyor. DÜNYA İSRAİL’DEN UZLAŞMA İSTİYOR Uzlaşmaz politikalarıyla barışı yok eden İsrail’in bölgenin eski bölge olmadığını, oyunun bu şekilde devam edemeyeceğini anlaması gerekiyor. Şartlar eski şartlar değil. Bölgemizde tarihi değişimler yaşanıyor. İsrail barış istiyorsa bu değişimi doğru biçimde değerlendirmeli. Tüm dünya İsrail’den yapıcı ve uzlaşmacı bir tavır ortaya koymasını bekliyor. Son günlerde gerçekleşen iki oylama çok önemlidir.

Gunun sozu

Gunun sozu Aydemir Akbas'tan: “Cahil toplumlarda demokrasi olabileceğine inanmıyorum. Dörtte üçü zır cahil olan bir ülkede hangi demokrasiden bahsediyorsun? Siyasi partilerin içinde demokrasi var mı ki memlekette olsun? Benim milletvekilim yok, parti başkanının seçtiği milletvekili var. Haydi söyle bunun neresi demokrasi? Çaktırmadan faşist miyiz? Ben asker faşisti, sivil faşiste tercih ederim. Apolet kendini inkar edemez ama sivil faşist kendini inkar eder çünkü üniforması yoktur. Askeri faşizm gidicidir, sivil kalıcıdır.”