Galatasaray Kulübü, Spor Emek-Sen Genel Başkanı Metin Kurt'un "Franco-Turgan" veya "General Turganko" diye andığı Turgan Ece'ye "efsane" diyerek ödül verdi, "futbolda temizlik" toplantısına delege diye Mehmet Ağar'ı gönderdi. Radikal gazetesinden Uğur Vardan, bu denklemi inceledi. Uğur Vardan'ın yazısının ilgili kısmı şöyle: Onun lakabı, kanatlarda çizgiye yakın oynadığı için ‘Çizgi Metin’di. Ama sahadaki ve hayattaki duruşu daha çok ‘Çizgi dışı’ydı. Futbolculuğunda da sonrasında da... Hep emeğin yanındaydı, hem kendisinin hem de takım arkadaşlarının haklarını savundu, başkaldırdı, sistemle barışık kalmadı ama nihayetinde egemenler ‘Takımdan ayrı düz koşu’ya zorladılar onu. Hafta içi oynanan Galatasaray-Ankaragücü karşılaşması dolayısıyla bizim Bağış (Erten), maç yazısında Metin Kurt’un yalnızlığına, Kesmeşeker’in şarkısı vasıtasıyla vurgu yaptı. Çünkü o maç öncesinde Kurt’un, zamanında kulüple ve de oyunla ilişkisini soğutan adama, Turgan Ece’ye Galatasaray kulübü ‘Efsaneler anılıyor’ organizasyonu dolayısıyla plaket vermişti. Kurt’un bir söyleşisinde, “Franco-Turgan, bizim deyişimizle faşist General Turganko” diye hatırlattığı kişiye yani... Şike soruşturmasının en başından bu yana en doğru adımları attığı için alkışladığımız ‘Ünal Aysal yönetimi’, son bir haftada içeride dışarıda ne çok puan dağıttı öyle. Malum, ‘Futboldaki temizliği korumak adına’ yani ‘58. madde değişmesin’ diye gidilen Ankara’daki kongreye götürülen delegelerden biri de Mehmet Ağar’dı. Peşi sıra o gece çıkılan ‘32. Gün’de, alt tarafı ‘TT Arena’nın yolları yapılsın’ diye iktidara hoş görünme çabası (Aysal, o gece ekranda sözünü ettiği hem Galatasaray hem de AK parti forması giyen 20 milyonluk kitle açıklamasına ilişkin çok da doyurucu ve mantıklı olmayan bir açıklama yapmış, Sayın Başkan’ın yaptığı ‘sözde ironi’ymiş) ve de bu Turgan Ece olayı (öte yandan Turgan Bey, önceki gece kaybettiğimiz Keriman Halis’in kardeşidir, bu vesileyle taziyelerimi sunarım). Elbette Galatasaray meselelere soldan baksın, Mehmet Ağar figürüyle hesaplaşsın, isyancı Metin Kurt’a sahip çıksın diye bir beklentim yok (zaten Sarı-Kırmızılıların ‘Tekyumruk’ taraftar grubu bu işi layıkıyla yerine getiriyor, ayrıca 20 milyonu AK Partili bir kulüpten bunları bekleyemeyiz!), lakin ‘Temizlik ve Ağar’ sözcükleri, ‘Google’da yazdığınız zaman bile aynı maddede çıkmıyor. Ama ‘Metin Kurt ve haysiyet’ sözcüklerini her yerde, aynı cümle içinde sıkça kullanabilirsiniz. Sözün özü Aysal’ın bir an önce işini iyi yapan bir ‘Temizlik şirketi’yle anlaşması gerekiyor. Yeri gelmişken söz konusu söyleşide duayen gazeteci Mehmet Ali Birand’dan da “Ağar’ın delege olarak sizinle Ankara’ya gelmesini nasıl açıklıyorsunuz?” diye sormasını beklerdim doğrusu.
Wednesday, February 1, 2012
General Turganko, Mehmet Ağar ve Metin Kurt...
Pardus işletim sistemi 'Göle yoğurt mu çalmaktı'?
Ülkenin çıkarlarına hizmet eden bilim ve teknoloji politikalarının uygulanamayacağına son örnek de ulusal işletim sistemi projesi Pardus oldu. Pardus, kolektif yetkin bir çabanın rüştünü dünya çapında ispatlayan ürün çıkartmasına rağmen önünün tıkanması nedeniyle Devrim Arabaları trajedisine benzetiliyor. Pardus projesi ulusal ve açık kaynak kod tabanlı bir işletim sistemi olarak yola başladığından beri 9 sene geçti. Pardus bir Linux dağıtımı olarak linux işletim sisteminin iki temel özelliğine sahip olacaktı: güvenlik ve özgürlük. Hem güvenlik hem özgürlük işletim sisteminin ve üzerindeki yardımcı uygulamaların kaynak kodlarının açık olmasından kaynaklanıyor. Özgürlük ayrıca kodların değiştirilmesi ve dağıtılması özgürlüklerini de içeriyor. Bu da özgür yazılımda lisans bedeli, vb. maliyetlerin olmaması sonucunu doğuruyor. Gerçekten de kapitalizmin 'fikri mülkiyet' dayatmasını reddeden ve 'paylaşma' erdemi üzerinde gelişen bir sistem Linux işletim sistemi. Pardus projesi özellikle de güvenli olması nedeni ile TÜBİTAK bünyesindeki UEKAE'de (Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü) başlatıldı. Kriptoloji enstitüsü güvenli cihazlar üretiyor olduğuna göre bunların kapalı işletim sistemlerine sahip olmaları beklenemezdi. Ancak güvenlik sadece kriptolojik cihazların bir özelliği değil her hangi bir ağa bağlı olan her cihaz için geçerli idi. Bu nedenle Pardus işletim sisteminin sadece kriptolojik cihazlarda değil ağa bağlı askeri de dahil olmak üzere her kamu kuruluşuna ait bilgisayarda tek ve zorunlu işletim sistemi olmasını beklemek, hükümetin bu konuda tepeden bir zorunluluk getirmesini beklemek doğaldı. Ancak bu olmadı. Pardus kendi rüştünü ispatlamasına ve başarılı bir Linux dağıtımı olmasına rağmen Pardus'u ulusal standart yapacak adım atılmadı. Pardus'a göç kimi kamu kurumlardaki vizyoner yöneticilerin ve benzeri bireysel çabaların sonucunda bir yerden öteye geçemedi. Geçen aylar içinde ise TÜBİTAK'ın yeni yönetiminin kurum çapındaki reorganizasyonla birçok projenin ve enstitünün yöneticisi değiştirilirken Pardus projesinin de sönümlendirilmeye doğru seyrettiğini Pardus projesinde çalışanların kişisel blog ve tartışma platformlarından anlaşılıyor. Pardus yöneticisinin ayrılmak zorunda bırakıldığını, birçok çalışanın ise ayrılmayı zorunlu kılacak atamalar ya da projedeki geleceksizlik ve mutsuzluk nedeni ile projeden ayrıldığı biliniyor. Geçen hafta ise Pardus'un son sürümünün sonlandırıldığı haberi geldi. FATİH: Fırsatlardan Arındırma ve Teknolojinin İthali Hareketi Zira, işletim sisteminin özgür yazılım temelli olması bu projede çalışacak bilgisayar bilimcilerinin işletim sistemi üzerinde tam anlamıyla hakimiyet kurması ve sistemi istedikleri gibi değiştirebilmeleri demekti. Pardus üzerindeki eğitim uygulamaları da aynı şekilde Pardus ekibi ile koordineli olarak yapılabilirdi. Pardus'un yeni sürümleri herhangi bir lisans bedeli, vb. veya geriye doğru uyumluluk vb. sorunlar olmaksızın kullanılabilirdi. Zira her şey geliştiricilerin kontrolünde olacaktı, global bir tekel şirketin arasında kâr güdüsü de olan, siyasi çıkarlar de olan binbir çeşit parametreli kontrolünün altında değil. Ancak projeye çoğu geliştiricinin de korktuğu gibi Microsoft da alternatif işletim sistemi olarak eklemlendi. Pardus sadece ve sadece Microsoft'un fiyat kırmasına yaradı. Microsoft tablet başına 5 TL fiyat indirdi. FATİH projesinde yer alan ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım proje hakkında “Pardus diye TÜBİTAK’ın geliştirdiği bir işletim sistemi var.” gibi bu konuya ilgisizliğini ortaya döken laflar etti. Pardus camiası şaşkınlık içinde “Kimya öğretmeniyim. Laboratuvarımda bilgisayarda Pardus yüklü ve bir dönem boyunca tüm derslerde animasyonları sunuları hep Pardus'la gösterdim. Pardus kullanmalarını önerdim, dersin son bir iki dakikasını tanıtıma ayırdım. Şimdi o kadar ısrarımın tanıtımın ardından bir öğrencim gelip de Pardus projesi bitmiş hocam derse, ben ne diyeceğim o çocuklara?” Başka türlü bir son, daha farklı bir deyişle ülkenin bilim ve teknoloji politikalarının tamamen ülkenin çıkarı ve ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmesi, bu konuda bağımlılığı kıracak politikaların geliştirilebilmesi ise ancak emperyalizmden kopmakta, sosyalizmde mümkün. (soL - Bilim)

Hükümetin sözde bilişim teknolojisinde canlanma ve katma değerli ürün yaratma amacıyla yola çıkarttığı bilgisayar destekli eğitim projesi olan FATİH, 8 milyar dolarlık bir bütçeye sahip. Bu projede öğrencilere dağıtılacak 15 milyon kadar tablet bilgisayarın ve onbinlerce akıllı tahtanın Pardus işletim sistemine sahip olması ülkemizdeki bilişim teknolojisini canlandıracak ve ilerletecek gerçek bir adım olurdu.
Kimi Pardus çalışanlarının da dile getirdiği gibi Pardus projesi Devrim Arabaları projesinin sonuna mahkum olacak gibi duruyor. 14 milyon TL'lik proje ve 8.5 yıllık çok nitelikli kolektif bir emek çöpe atılırken, kimi Pardus'u benimsemiş kullanıcılar da şaşkınlık içinde:
Emre TKP'ye dava açtı, TKP dava için ne diyor?
Futbolcu Emre Belözoğlu, kendisiyle ilgili hazırlanan seçim videosu nedeniyle TKP'ye dava açtı.
TKP MK üyesi Mehmet Kuzulugil, "Bizim derdimiz Emre'yle değil, bir sistemle, Emre de bu sistemin kurbanlarından biri" diyor.
Türkiye Komünist Partisi'nin 12 Haziran seçimlerinden önce propaganda amaçlı hazırladığı "TKP Kimlerden Oy İstemiyor?" temalı videoların ikincisine konu olan futbolcu Emre Belözoğlu, TKP'ye dava açtı. Videoda kendisine hakaret edildiğini ileri süren Belözoğlu’nun şikâyeti üzerine TKP yetkilileri ve internet sitesinin yöneticisi Mehmet Kuzulugil hakkında ‘hakaret’ suçundan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. İddianamede sanık Kuzulugil’in yönetici olduğu ‘tkp.org.tr’ adlı internet sitesinde Emre Belözoğlu’nun görüntüleri konularak, hakaret içeren sözler söylendiği ileri sürüldü. TKP bu işe ne diyor? Belözoğlu TKP hakkında hakaret davası açtı. Ne diyorsunuz? Belözoğlu ve bazı futbol profesyonelleri konu üzerinde çalıştıklarını, TKP'yi dava edeceklerini de söylediler. Daha fazla sansasyon yaratıp TKP'ye oy kazandırmak (!) istemedikleri için midir bilmiyorum, uzun süre bu konuda herhangi bir gelişme olmadı. Belözoğlu'nun iletişim suçları şubesine başvurusu aşağı yukarı 6 ay sonra gerçekleşti. Belözoğlu ile davalıksınız yani... Peki ama sözü geçen propaganda videosunda Emre Belözoğlu merkezde duruyor. Hakaret davası açtı ama. Mesele Emre değil diyorsunuz. Biz marksistiz, mekanizmayı bırakıp dişlilerle uğraşmayız. En azından Emre'nin bu mekanizma içindeki yerini bir yerden sonra çok abartmıyoruz. Fenerbahçe ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Videoyu hazırlayan ekipte Fenerbahçe taraftarı olanlar da vardı. Şunu da ekleyelim: Fenerbahçe hakkında (sistemdeki bütün unsurlar gibi) bir değerlendirmemiz bir eleştirimiz olursa, bunun sonucu Fenerbahçe'yi değiştirmek için çalışmamız olur. Karşı tribüne geçip Fenerbahçe'ye yüklenmek değil. İşte o video: (soL - Haber Merkezi)
Konuyla ilgili olarak, hakkında dava açılan TKP Merkez Komiye üyesi Mehmet Kuzulugil'le görüştük.
Öncelikle davanın konusu TKP'nin toplumsal yaşamın her alanına yansıyan olumsuzluklar hakkında Emre Belözoğlu'nu örnek vererek hazırladığı bir propaganda videosu. Videoyu yayınladığımızda hakkında çok şey söylendi, o kadar gürültü kopardı ki, amacımızın bütünüyle sansasyon yaratmak olduğu, Belözoğlu'nu bu yüzden "kullandığımız" bile söylendi.
Açıkçası aslında hiç de öyle değiliz. Türkiye Komünist Partililer, şu ya da bu kişiden, toplumda bilinirliği olan bir futbolcudan ya da sanatçıdan haz etmeyebilir, sevebilir, nefret edebilir, takdir edebilir. Ama TKP kişileri hedef seçmez. Hatta kişileri yüceltmekten de sakınır. Her şeyi kişilere yüklerseniz, sadece o kişiler değil, verdiğiniz mücadele çöker.
Bu bizim tercihimiz değil! Şaka bir yana, videoyu yayınladığımız günlerde de söyledik, Emre mevcut star sisteminin aynı zamanda kurbanıdır. Kabahati sisteme atıp kendini aklamaya hiç kalkışmasın ama sonuçta biz Emre Belözoğlu'nu yargılamak gibi bir tercih yapmadık. Biz bir sistemi, bir yapıyı, toplumda kök salan olumsuz değerleri yargıladık.
"Sen TKP'ye oy verme" demek hakaret öyle mi! Ne mutlu bize! O propaganda videosunu izleyip de burada bana hakaret ediliyor diyebilmesi üzücü. En azından Emre Belözoğlu'nun TKP'nin ne söylediğini anlamadığını gösterir. (Bir teselli olarak ne söylediğimizi anlamamış olduğunu ama ondan istediğimizi yapıp TKP'ye oy vermemiş olduğunu düşünebiliriz.)
Herkes ayrı bir meseledir. Ama bizim meselemiz Emre değildir. Bakın bir şey daha söyleyeyim, toplumdaki yüzeyselleşmeden, yozlaşmadan, ucuzlaşmadan Serdar Ortaç'ı sorumlu tutabilir misiniz? Bu her şey bir yana Ortaç'ı abartmak olmaz mı? Bu isimler merkezinde sermayenin durduğu, piyasalaşmanın tam hız devam ettiği ve tabii dünya gericiliğinin de yönlendirdiği bir dev yapının küçük dişlileridir.
Videonun yayınlanmasından sonra TKP'nin Fenerbahçe'ye de bir tavrı olduğu gibi şeyler söyleyenler oldu. Tersine Fenerbahçe taraftarları arasında bizim tavrımızı destekleyenler oldu.